Ülkemize yönelik pek çok saldırı var. Bu saldırılar, genelde 16 Nisandaki referanduma yönelik planlanmış durumda. Saldırıların amacına bakıldığında, seçmenlerin referandumda “hayır” oyu kullanmalarını istiyorlar. 
Acaba neden?
Nedeni gayet basit, Türkiye’nin bölgesindeki güç sahibi, söz sahibi olmasının önüne geçilmesi. 
Zayıflatılması.
Ekonomik değerlerinin yok sayılıp, dış destekli ekonomi programlarıyla ülkemizin borçlandırılıp, bazı devletlerin gizli sömürgesi haline getirilmesine yönelik atılımlar. Bütün bunların hepsi tek neden için yapılıyor.
Türkiye güçsüz kalsın, Avrupa’ya, İMF’ye Dünya Bankasına muhtaç duruma düşsün. Ondan sonrası Allah Kerim. 
Türkiye’nin gerek iç siyasetinde gerekse dış siyasetinde istenildiği gibi at oynatılması. Güçsüz ve borçlu bir Türkiye’nin Ortadoğuda söz sahibi olmasının önlenmesi. Ortadoğu’daki zenginliklerin ve ülkedeki petrolün paylaşımında kendi istedikleri gibi karar alınması. 
Bunu görememek için kör olmak gerekir. 
Almanya’da başlayan, Hollanda, İşviçre, Norveç’de devam eden saldırılar ve bölücü teröre yönelik destekler bunun için değil midir? 
Bu ülkelerin yöneticileri medyanın karşısına çıkıp, “Türkiye’de istemediğimiz olaylar oluyor” diye açıklama yapmıyorlar mı? 
Yine, bu ülkenin insanları bizleri Avrupa Birliği üyeliğiyle tehdit etmiyorlar mı? 
Yine bu ülkelerin liderleri, sözcüleri, referandumda “evet” çıkması halinde Türkiye’nin sıkıntıya düşeceğini ileri sürüp, iş siyasetimize ve iç işlerimize karışmıyorlar mı? 
Bunların hepsini neden yapıyorlar acaba? 
Şimdi, 16 Nisan referandumunda oy kullanacak olan seçmenlere ve ailelere sormak isterim. Avrupa Birliği Türkiye’nin iç işlerine neden bu karışıp, referandumla ilgili halkımızın kendi kararını kendi özgür iradesiyle vermesinin önüne engel çıkarma niyetinde? 
İşin özü ve sözün özü burada saklı. 
Türkiye’de 16 Nisanda Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine dayalı anayasa değişimi oylanması ve sonuçların “evet” çıkması halinde, ülkemizdeki iç siyasette güçlenme olacak. Nasıl olacak? 
En azından hükümeti kuracak olan ve halk tarafından hür iradeyle seçilecek olan, güvenoyu verilecek olan Cumhurbaşkanı, halkın ve seçmenlerin yüzde 51 güvenini almak zorunda. Bu durumda, mecliste milletvekilleri arasında dağınık yapı olsa bile, Cumhurbaşkanının yüzde 51 oyla tek başına seçileceği için hükümet sıkıntısı olmayacak. 
Siyasi dalgalanma olmayacak.
Koalisyon dönemleri tamamen kapacak. 
Bu durum, batının işine gelmiyor. 
Batı ve diğer sömürge ülkeleri, hangi ülke olursa olsun, iç siyasette güçlenmesini ve tek başına iktidar olmasını istemiyor. Çünkü, tek başına iktidarlarda, istediklerini yapamıyorlar. Sonra, koalisyon devirleri başladığında, her türlü etki ve istemlerine çare buluyorlar. Yetmedi, istekleri olmayınca da koalisyonu devirip, yerine istedikleri gibi bir siyasi yapıyı iktidara taşıyabiliyorlar. 
Bunun için ellerinde güçlü kozlar var. Hıristiyan ve Yahudi sermayeli yaygın medya kuruluşları kar. Basının gücünü kullanıp, insanları yanlış yönlendirmelerle, iktidara karşı kışkırtıcı yayınlarla kamuoyunu oluşturuyorlar. 
Hükümetleri yıpratıyorlar. 
Şimdi de 16 Nisan referandumunda Türkiye’nin güç kazanmasının önüne engel çıkarma adına, baskı yapıyorlar. 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner27

banner35