MAGAZİN:
'ÖNCE İNSAN” (Bedia BARAK)

16 yıl süresince basın mensubu olarak çalışan Müjgan Aksular aynı zamanda halkla ilişkiler uzmanıdır. Felsefesi, üslubu ve edindiği tecrübelerle ilişkilerinde sürdürebilirliği sağlayan Aksular ayrıca Nörokey'in yan kuruluşu olan ORIJIN dergisinin Genel Koordinatörlüğünü yürütmektedir. Yakın da baskıya girecek olan, insani değerleri konu alan kitabının yanı sıra felsefi yazıları ve şiirleri ile de duygusal bir zenginliğe sahiptir.

Eğitmen, yazar ve basın mensubu Müjgan Aksular ile hayata, insani değerlere dair görüşleri…

B. Barak:  ESKİDEN NASILDI HAYAT?

M. Aksular : ‘’Bizim zamanımız da her şey o kadar başkaydı ki, bahar başka, kış başka, yaz başkaydı.

Her mevsimin gelişini başka bir heyecanla karşılardık. Her meyvenin, sebzenin özlemi vardı damağımızda, şimdi öylemi ya özlemeyi unuttu insanoğlu, her şey her mevsimde var artık. Tadı yitti meyvelerin, sebzelerin, hormon diyorlar sebebine ama aslında özlem yok, onun için de tadı da kalmadı yiyeceklerin çarşıdan geliyor bir gün sonra ya çürüyor ya da cıvıyor o canım yiyecekler. Bizim zamanımızda bereketti de bir başkaydı eve giren yiyeceğin. Konu komşu kim gelse sofra kurulur, ikram lamadan gönderilmezdi konuklar verdikçe çoğalırdı mübarek rızkımız.’’

B. Barak : NASILDI BAYRAMLAR?

M. Aksular : Derin bir iç çekti yutkundu. Ah dedi ah.’’o zamanlar bayram bayramdı. Zenginine de, fakirine de. Şimdi bayram zengine tatil fakire eziyet oldu. Eskiden bayramlarda, zengin paylaşırdı fazlasını, fakiri sevindirdi. Fakirinde zenginin de bayramı birdi mahallede birbirine gitmeyen kalmazdı, uzaklar nasılda yakın olurdu bayramlarda. Mendiller hazırladı büyükler, içine şekerler, paralar konurdu. Eli öpülmeyen büyük, el öpmeyen küçük kalmazdı. Ya evde yapılan o güzelim tatlılar, sabah erkenden kalkardık hepimiz, evin erkekleri camiye giderdi, biz giyinir beklerdik el öpmek için. Davullar çalardı kapı önlerinde, bayram türküleri söylenirdi bayram boyunca. Ne bileyim işte başka bir başkaydı bayramların tadı.’’

B. Barak: DOSTLUKLAR NASILDI?

M, Aksular : ‘’Dostluk mu var şimdi? Dostluk eskidendi, birinin başı derde düşse, konu komşu tanıdık tanımadık toplanır dara düşene yardımcı olurlardı, herkes birbirinin derdini bilir, derde derman olmanın yolunu arardı. Şimdi dost dediğin, daha doğrusu zannettiğin kişiler derdin kendisi oldu. Bozuldu insanlık gülüm bozuldu, şimdi sağ gözden sol göze güven yok artık.’’

B. Barak :  KADIN VE ERKEK? 

M. Aksular :  ‘’Kadın da, erkek de bozuldu, meyveler sebzeler gibi. Hadi sebzeye meyveye hormon veriliyor diyorlar, peki kadına erkeğe ne verdilerde bozuldular böyle. Erkek erkek gibi, kadın kadın gibi değil, Eskiden erkek ikinci kadına baksa hovarda derlerdi, kadınınsa ne haddine Allah korusun. Şimdi erkeği de kadını da birbiri ile yarışıyorlar. Erkek erkekliğini, kadın kadınlığını unuttu. Biz korkardık erkeğimizden bizi incitir, onu incitiriz, yitiririz birbirimizi diye şimdiki aşklar sevgiler günlük her şey menfaat oldu. Anaya, babaya da saygı, sevgi kalmadı artık, insana kalmadığı gibi.’’

B. Barak : SEVMEK?

M. Aksular : “Ya sevmeyi yanlış öğrettiler bize ya da böyle bilmek işimize geliyor.  İlişkilerimizde ki karmaşalar, tartışmalar, ayrılıklar, kırgınlıklarla geçiyor en değerli ve en güzel zamanlarımız. Dün çok değerli kıldığımız, önemsediğimiz ve “asla ayrılmayız, küsmeyiz” dediğimiz insanlarla yabancılaşmayı kader kabullenişimiz doğru sevmeyi bilmediğimiz için yaşanıyor. Yine doğru sevmeyi bilmediğimiz için; kısıtlamalarımız, taleplerimiz, beklentilerimiz, ‘’hayır’’larımız, vermelerimiz, ‘’olmaz’’larımız, olması gerekirlerimiz, olmayacak şeylere “evet”lerimiz, sevmek adına kurduğumuz yanlış cümlelerle yüklediğimiz sorumluluklar ya da karşılıklı eksilttiğimiz özgüvenlerle altüst ettiğimiz yıllarımızı ve kaybettiklerimizi bir düşünün...

B. Barak : SUÇLU KİM?

M. Aksular : “Biten ilişkilerde, eksilen güvenlerde, azalan zaman paylaşımlarında suçlu kimdi? Onlar mıydı suçlu yoksa biz miydik? Gerçek şu ki her iki taraf da suçlu değildi aslında... Suçlu: Zannederek yaşadığımız yanlış sevmelerdi...  Bilinçsiz ve ölçüsü olmayan sevgiler (sevgili, karı koca, evlat ,kardeş, dost, arkadaş) önce ilişkilere zarar verir, sonra kişilere.

B. Barak : YA ÇOK SEVERSEK?

M. Aksular : “Çok severse çok veririz, çok isteriz, hak etmediğini veririz, istemediğini yaparız, çok sıkarız, çok serbest bırakırız, kontrol atında tutarız, affedilmesi zor olan şeyleri bile affederiz, çok büyük fedakârlıklar yaparız, karşılığını bekleriz, kaygılarımız çoktur, çok konuşuruz, sorgulamamız bitmez. Karşımızdakinin yaşadıklarını, tahammül gücünü, neyi ne kadar ve nasıl istediğini, beklentilerini, egolarını, komplekslerini, yeteneklerini, yeterliliklerini, algılarını, beklentilerini, sevdiklerini, sevmediklerini, zevklerini öğrenmeden, şu ya da bu şekildeki söylem ve eylemleriyle ilişkimizin güzel olacağını, bizi sevdiğini, önemsediğini zannederiz. Onların biz gibi düşünmelerini, biz gibi davranmalarını, biz gibi olmalarını bekler, hatta talep ederiz. Sevgimiz prangalaşır, sevdiğimizi sevgimizle esir eder, yorar ve üzeriz ya da bizim şekillendirmelerimize uymadığı için bizi artık önemsemediğini sevmediğini, hatta nefret ettiğini ve bu ilişkiyi istemediğini zannederiz…

B. Barak : ÇOK SEVİLİRSEK?

M. Aksular : “Çok ister, az veririz, en zor şeyleri yapmasını bekleriz, soru sorulsun istemeyiz, cevap vermeyiz, özgürlüğümüzden ödün vermeyiz, alırız vermeyi bilmeyiz, karşılığını veremeyeceğimiz fedakarlıklar bekleriz, bizim için yapılanları önemsemeyiz, sorulara cevap vermeyiz, az konuşuruz, ilgilenmeyiz, sevildiğimizin farkına varmayız; bizi seveni sevgisine esir eder, kırar, incitir, yorar ve üzeriz... Çünkü sevginin hiç bitmeyeceğini zannederiz…

B. Barak : SONUÇ?

 

M. Aksular : Bütün bunların sonucunda; gün be gün azalır sevgiler... Kişiler gidemedikleri için (karı koca, evlat, kardeş) birbirine yabancılaşır, birbirinden uzaklaşır sevmeler, aşılamayan çelik duvarlar örülür. Bir de yorgun düşmüş sevgilerle bir gün ansızın hayatımızdan çekip gidenler vardır hayatımızda (sevgili, arkadaş, dost) ya da hayatından çekip gittiklerimiz... Ve bir türlü cevaplayamadığımız kocaman bir soru “Neden?”. Ve bu bitişler için bulamadığımız suçlular... İlişkilerin en büyük düşmanı, duygularının, komplekslerinin, algılarının ve egolarının yönlendirdiği zannetmek duygusudur. Karşımızdakinin nasıl düşündüğünü ve değerlerini öğrenmeden, şöyle söylersek, böyle davranırsak beğenileceğimizi, onaylanacağımızı ya da reddedileceğimizi zannederiz. Karşımızdakinin bizden beklentilerini, yaptığımız şeyin ne kadar değerli ve yerinde olacağını öğrenmeden, şunu yaparsak, bunu verirsek yaptığımız şeyin kıymetli ya da kıymetsiz olacağını zannederiz. Karşımızdakinin neyi kabulleneceğini, yaşam felsefesi ve hayattan beklentilerini öğrenmeden, oluşturduğumuz ya da oluşturulan koşullarla her şeyin iyi olacağını ya da her şeyin berbat olabileceğini zannederiz. Karşımızdakinin bilgi ve yeteneklerini, algısını ya da üstesinden gelebilme gücünü öğrenmeden, istediğimiz şeyleri yapabileceğini ya da yapmak istemediğini ya da yapamayacağını zannederiz. Gerçekten “Seviyorum” diyebilmek, sevginin sonsuz gücünü tatmak hiç de zor değil aslında.  Zannetmekten vazgeçtiğiniz ve doğru sevmeyi öğrendiğiniz anda mutlu yaşamın ortasındasınız demektir.

B. Barak: Bize vakit ayırdığınız ve bilgilerinize paylaştığınız için teşekkürler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner27

banner37

"Yol Arkadaşım 2" galası Bursa'da...
Başrollerini İbrahim Büyükak ve Oğuzhan Koç'un paylaştığı ve kadrosunda Ezgi Eyüboğlu, Olgun...

Haberi Oku