Erdoğan'ın paçasındakiler...

 Takvimler 24 Eylül 2009 tarihini gösterdiğinde, Birleşmiş Millet Genel Kurulu'nda güçlü bir ses yükseliyordu. Birleşmiş Millet Genel Kurulu'na 40 yıllık iktidarı boyunca ilk defa katılım gösteren Libya lideri Muammer Kaddafi, öyle sert ifadeler kullandı ki ardından yaşananlar hem kendisi hem de Libya için facia oldu. Kaddafi; Birleşmiş Milletler'in dünya genelinde 1945 yılından o güne kadar meydana gelen 65 savaşı önleyemediğini ifade etti. Kaddafi'nin konuşması öncesinde; Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama ve Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton salonu terkettiler. Kaddafi; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üye tarafından yönetildiğini ve diğer üyeler arasında adaletsizlikler olduğunu vurguladı. Kaddafi'yi bugün önemli kılan en önemli husus ise; Covid-19 ile ilgili ifade ettikleri. Libya lideri Muammer Kaddafi; "belki de influenza H1N1, aslında askeri silah olarak laboratuvarda yaratılıp kontrolden çıkan bir virüstü. Kapitalist şirketler ve para baronları kazanacak. Önce çözüm bulmak zaman alıyor gibi davranılacak ve herkese çözüm bulma çabasındaymış gibi davranılacak" ifadeleri ile bugünkü Covid-19'u 11 yıl önce bildiği iddia ediliyor.  Kendisine 15 dakika süre tanınan Libya lideri Kaddafi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda 1 saat 35 dakika konuşmuştu. Afrika'dan Avrupa'ya, İsrail ve Filistin meselesinden insanlığa dair birçok konuda konuşan Kaddafi, iktidarının 42'nci yılında isyancılar tarafından vahşice katledildi...

***


"Biz ancak rükûda eğiliriz" diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zor bir süreçten geçiyor. Türkiye'nin önündeki engelleri aşmasını hazmedemeyenler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önüne yeni çukurlar açarken, "Dünya 5'ten büyüktür" diyen Erdoğan'ı dünden daha zor günler bekliyor. Türkiye'nin Covid-19 karşısında yürüttüğü başarılı süreç maalesef AK Parti kongreleri nedeniyle adeta felakete dönüştü. Ekonominin durma noktasına geldiği Türkiye'de, hiçbirşey için geç değil. Ancak, sokakta erken seçim çağrısı her geçen gün yükseliyor. Ve yine erken seçim diyen hiç kimsenin, Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti'den başka bir alternatifi de yok...


Teknik olarak incelediğimizde bütün varlığı sandıkta yüzde 25 olan Cumhuriyet Halk Partisi ile ölüsü bile yüzde 30 yapan AK Parti arasında sıkışmış bir toplum görüyoruz. Ve her şekilde bugün seçim olsa yine yüzdee 52 oy alması beklenen Recep Tayyip Erdoğan'ın en büyük destekçisi Milliyetçi Hareket Partisi ve Genel Başkanı Devlet Bahçeli. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın paçasından tutup kendisini aşağı çeken en büyük yük, siyasallaşmış bürokrasi. Evet, AK Parti kadroları ile bütünleşen bürokraside çoğu bürokrat koltukları için AK Parti'den ve Erdoğan'dan vazgeçmeye hazır. Beklenen kabine değişimini bir türlü gerçekleştiremeyen Recep Tayyip Erdoğan'a; Yunanistan'da askeri yığılma ile karşılık veren Amerika, aynı zamanda Ukrayna üzerinden Karadeniz'i kan gölüne çevirmeye çalışıyor. Küresel bir savaşın Türkiye'nin sınırlarında başlamasından daha öte bir sorun ise; Türkiye'de bir iç savaşın tetiklenmeye çalışılması. Maaleef AK Parti hükümeti, pandemi yasakları nedeniyle toplumu birbirinden ayırdı. Yasaklar nedeniyle vatadnaşlar arasındaki doğal iletişim kesildi, korku imparatorluğu yükselişe geçti ve yatırım yapmak isteyenler tüm adımlarını en az 1 yıl daha öteledi. 


Bankalar tarafından dağıtılan kredilerin ödenememesi, faizlerin artması, otomobil ve ev fiyatlarının değerlerinin üstünde iki katını aşan fiyatlara yükselmesi, TÜİK verilerinin halk nezdinde güvenilirliliğinin kalmaması ve son patates soğan çuvallı belediye başkanları ile AK Parti, artık vatandaşın her anlamda sorguladığı siyasi bir yapı oldu. AK Parti'de var olan bir diğer sorun ise; Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde gizli. Milletvekillerinin bürokraside ilerleyememesi, bürokratlar üzerinde Milletvekillerinin yaptırım gücünün olmaması önemli sorun. Ve yine tek hakimiyetin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın elinde olması, vatandaş nezdinde Bakanlarında varlığının gereksiz olduğu kanatini güçlendiriyor. 


Türkiye'nin içerisinde olduğu durum daha önceki yazılarımda ifade ettiğim gibi; Muammer Kaddafi yönetiminde ki Libya ile aynı. Avrupa ve Amerika'lı medya manşetlerinde, makalelerinde ve yine Türkiye'de ki muhalefet liderlerinin dilinde, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan sürekli olarak "Diktatör" olarak lanse ediliyor! Bu kelime fazlası ile tehlikeli ve rahatsız edici olmasına rağmen maalesef, AK Parti ve Cumhurbaşkanlığı bu konuda hiçbir önlem alamıyor...


Libya dönemi inceledinde, Kaddafi'nin en güvendiği kent Sirte olarak karşımıza çıkıyor. Peki, bugün Recep Tayyip Erdoğan'ın Sirte'si neresi? Açıkçasını ifade etmek gerekirse; Rusya ve Ukrayna arasındaki Karadeniz kavgası Erdoğan'ın Sirte'si olarak Rize'yi ve genel itibari ile Karadeniz kıyılarını dikkate almamız gerektiğini bize fısıldıyor. Peki, o zaman AK Parti'nin en güçlü olduğu kent olan Bursa'da ki kavgaları nasıl yorumlamalıyız? Bursa'ya dair atılan olumsuzlaştırma hamlelerini nasıl değerlendirmeliyiz? Bursa Valisi'ne, Kaymakamlara, Cumhuriyet Başsavcısı başta olmak  üzere kritik birimlere ve AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan ile yönetimine yönelik saldırıları nasıl okumalıyız?


Erdoğan'ın Sirte'si Bursa mı? Rize mi? bilemiyorum! Ancak bildiğim en önemli gerçek; Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın paçasındaki en büyük tehlikenin olası bir iç karışıklık olduğunu söyleyebilirim. Belki de çözüm yine sokakta! Kimbilir belki de herkes sokakta olursa, kimse sokağı karıştırmaya cesaret edemez... Tıpkı 15 Temmuz gecesi olduğu gibi!

YORUM EKLE

banner51

banner37

banner36