Toplumların ayakta kalmasını sağlayan bazı kavramlar vardır. Su gibi gereklidir, hava gibi görünmez ama hissedilir, ekmek gibi hayatın merkezindedir. İşte adalet de böyledir. Doğru tesis edilmediğinde yalnızca bir hukuk sorunu ortaya çıkmaz. Özgürlüklerin zayıfladığı, insanların birbirine güveninin azaldığı ve toplumsal huzurun sarsıldığı bir zemin oluşur. Bu nedenle adalet kavramı sadece bir hukuk terimi değil, hayatın içinde yaşayan bir değerdir.
Bu noktada özellikle mahkeme salonlarının taşıdığı sorumluluk çok daha büyüktür. Çünkü adaletin en görünür olduğu yer mahkemelerdir. Bir mahkeme salonunda verilen karar yalnızca iki tarafı değil, toplumun adalete olan inancını da doğrudan etkiler. Bu nedenle mahkemelerde adaletin en yüksek dikkat, en güçlü vicdan ve en titiz hukuk anlayışıyla uygulanması hayati bir zorunluluktur. En küçük ihmal bile bir insanın hayatını, bir ailenin geleceğini ve toplumun devlete duyduğu güveni etkileyebilir. İşte bu yüzden mahkeme salonları yalnızca karar verilen yerler değil, adalet duygusunun toplum adına korunup güçlendirildiği yerlerdir.
Bir çiftçinin tarlasını düşünelim. Aynı toprakta çalışan iki komşu çiftçi arasında suyun paylaşımı adil yapılmazsa huzur bozulur. Biri tarlasını sularken diğeri susuz kalırsa verim düşer, emek karşılık bulmaz. Oysa suyun hakkaniyetli paylaşımı yalnızca iki tarlayı değil, köyün huzurunu da korur. Adalet burada bir kanun maddesi değil, toprağın bereketini koruyan bir denge olur.
Aile içinde de durum farklı değildir. Bir anne ya da baba çocukları arasında adil davranmadığında küçük bir kırgınlık zamanla büyük bir mesafeye dönüşebilir. Oysa adaletli davranış aile içinde güven duygusunu büyütür.Ailenin huzuru güçlenir. Çünkü güçlü toplumların temeli güçlü ve adil ailelerden geçer.
Toplumsal alanlarda da benzer bir gerçek görülür. Bir parkın, bir meydanın ya da bir kamu hizmetinin kullanımı adil olmadığında insanlar arasında görünmeyen duvarlar oluşur. Oysa herkesin eşit biçimde yararlandığı bir ortak alan birlikte yaşama kültürünü güçlendirir. Çiftçinin tarlasındaki denge, aile içindeki huzur ve toplumun ortak alanlarındaki eşitlik aslında aynı gerçeği gösterir: Adalet hayatın her alanında aynı değeri taşır.
Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, devlet düzeninin temelinde hukukun üstünlüğünün bulunduğunu sık sık vurgulamıştır. Onun ortaya koyduğu çağdaş devlet anlayışında adalet yalnızca mahkemelerin görevi değil, toplumun tamamının koruması gereken bir değerdir. Çünkü adalet güçlü olduğunda devlet güçlü olur, toplum kendini güvende hisseder.
Bu nedenle devlet kurumlarında görev yapan her kişi, kamu görevlileri, siyasetçiler ve toplumun tüm bireyleri adaletin korunmasında sorumluluk taşır. Adaletin yere düşmemesi için herkes bulunduğu konumda hakkaniyetle hareket etmek zorundadır. Çünkü adalet yalnızca bir kavram değildir; toplumun diri, güçlü ve huzurlu kalmasını sağlayan bir yaşam biçimidir.
Adalet unutulduğunda yalnız hukuk zayıflamaz, insanların birbirine olan güveni de zayıflar. Ama adalet korunduğunda suyun bereketi, ekmeğin değeri ve havanın ferahlığı gibi hayatın içinde hissedilir.
Adalet varsa toplum nefes alır. Adalet varsa gelecek umut verir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
Adaletin Sessiz Temeli
Toplumların ayakta kalmasını sağlayan bazı kavramlar vardır. Su gibi gereklidir, hava gibi görünmez ama hissedilir, ekmek gibi hayatın merkezindedir. İşte adalet de böyledir. Doğru tesis edilmediğinde yalnızca bir hukuk sorunu ortaya çıkmaz. Özgürlüklerin zayıfladığı, insanların birbirine güveninin azaldığı ve toplumsal huzurun sarsıldığı bir zemin oluşur. Bu nedenle adalet kavramı sadece bir hukuk terimi değil, hayatın içinde yaşayan bir değerdir.
Bu noktada özellikle mahkeme salonlarının taşıdığı sorumluluk çok daha büyüktür. Çünkü adaletin en görünür olduğu yer mahkemelerdir. Bir mahkeme salonunda verilen karar yalnızca iki tarafı değil, toplumun adalete olan inancını da doğrudan etkiler. Bu nedenle mahkemelerde adaletin en yüksek dikkat, en güçlü vicdan ve en titiz hukuk anlayışıyla uygulanması hayati bir zorunluluktur. En küçük ihmal bile bir insanın hayatını, bir ailenin geleceğini ve toplumun devlete duyduğu güveni etkileyebilir. İşte bu yüzden mahkeme salonları yalnızca karar verilen yerler değil, adalet duygusunun toplum adına korunup güçlendirildiği yerlerdir.
Bir çiftçinin tarlasını düşünelim. Aynı toprakta çalışan iki komşu çiftçi arasında suyun paylaşımı adil yapılmazsa huzur bozulur. Biri tarlasını sularken diğeri susuz kalırsa verim düşer, emek karşılık bulmaz. Oysa suyun hakkaniyetli paylaşımı yalnızca iki tarlayı değil, köyün huzurunu da korur. Adalet burada bir kanun maddesi değil, toprağın bereketini koruyan bir denge olur.
Aile içinde de durum farklı değildir. Bir anne ya da baba çocukları arasında adil davranmadığında küçük bir kırgınlık zamanla büyük bir mesafeye dönüşebilir. Oysa adaletli davranış aile içinde güven duygusunu büyütür.Ailenin huzuru güçlenir. Çünkü güçlü toplumların temeli güçlü ve adil ailelerden geçer.
Toplumsal alanlarda da benzer bir gerçek görülür. Bir parkın, bir meydanın ya da bir kamu hizmetinin kullanımı adil olmadığında insanlar arasında görünmeyen duvarlar oluşur. Oysa herkesin eşit biçimde yararlandığı bir ortak alan birlikte yaşama kültürünü güçlendirir. Çiftçinin tarlasındaki denge, aile içindeki huzur ve toplumun ortak alanlarındaki eşitlik aslında aynı gerçeği gösterir: Adalet hayatın her alanında aynı değeri taşır.
Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, devlet düzeninin temelinde hukukun üstünlüğünün bulunduğunu sık sık vurgulamıştır. Onun ortaya koyduğu çağdaş devlet anlayışında adalet yalnızca mahkemelerin görevi değil, toplumun tamamının koruması gereken bir değerdir. Çünkü adalet güçlü olduğunda devlet güçlü olur, toplum kendini güvende hisseder.
Bu nedenle devlet kurumlarında görev yapan her kişi, kamu görevlileri, siyasetçiler ve toplumun tüm bireyleri adaletin korunmasında sorumluluk taşır. Adaletin yere düşmemesi için herkes bulunduğu konumda hakkaniyetle hareket etmek zorundadır. Çünkü adalet yalnızca bir kavram değildir; toplumun diri, güçlü ve huzurlu kalmasını sağlayan bir yaşam biçimidir.
Adalet unutulduğunda yalnız hukuk zayıflamaz, insanların birbirine olan güveni de zayıflar. Ama adalet korunduğunda suyun bereketi, ekmeğin değeri ve havanın ferahlığı gibi hayatın içinde hissedilir.
Adalet varsa toplum nefes alır. Adalet varsa gelecek umut verir.