Epstein denilen konu, küçüklerin cinsel istismarı ve cinsel amaçlı insan ticareti iddiaları etrafında büyüyen, yıllara yayılan bir dosyadır. 2019’da tutuklanmasıyla dünya yeniden bu karanlığa baktı, aynı yıl hapiste öldü. Bugün tartışmanın büyümesi, yalnızca geçmişin ağırlığından değil, devlet arşivlerinden yeni belge dalgalarının açılmasından da geliyor. U.S. Department of Justice 30 Ocak 2026 tarihli açıklamasında 3,5 milyon sayfa yayımlandığını duyurdu. Aynı metin, paketlerin içinde kamu tarafından gönderilmiş yanlış ya da sahte içerik olabileceğini de not ediyor.
Bu dosya bize bir toplum fotoğrafı gösteriyor. Bir yanda kirayı, faturayı, çocuğun okul masrafını denkleştirmeye çalışan hayatlar var. Diğer yanda başkasının bedenini ve kaderini bir oyun alanı gibi görenler var. Aynı şehirde yaşayıp aynı dili konuşup aynı havayı bile solumayan iki ayrı dünya. Bu uçurum büyüdükçe bazıları kendini dokunulmaz sanıyor, dokunulmazlık sanısı büyüdükçe kötülük daha rahat örgütleniyor.
Şunu sertçe söylemek gerekir. Belge görmek kanıt görmek değildir. Devletin yayımladığı yığınların içinde mahkeme evrakı gibi birincil kayıtlar da var, ihbar ve üçüncü kişi anlatımı gibi parçalar da olabilir. Bu yüzden bir ismin bir yerde geçmesi, tek başına suçun ispatı değildir. Dosyanın bu kadar görünür olmasının nedeni de burada. Belge çok. Sabır az. Herkes hızlı bir sonuç istiyor. Hız bazen adaleti değil, gürültüyü büyütüyor.
Bu gürültünün en tehlikeli kısmı mağdur mahremiyetinde yaşandı. Associated Press, yetersiz karartmalar yüzünden mağdurlara ait hassas bilgilerin açığa çıkabildiğini, bu nedenle binlerce dosyanın geri çekildiğini aktardı. Bu şu demek. Bilgi açmak, insanı açıkta bırakmamalı. Aksi halde adalet arayanların hayatı ikinci kez alt üst olur.
Senin sorduğun yere geliyorum. Türkiye’deki kayıp çocuklarla bir bağ olabilir mi. Bugün kamuya açık, teyitli bir kaynakta Türkiye’deki kayıp çocuk dosyalarıyla doğrudan kurulmuş, isimli ve ispatlanmış bir bağ görmüyorum. Ama dikkat edilmesi gereken bir şey var. VOA Türkçe, mahkeme belgelerinde Epsteinın pilotuna Türkiye’den çocuk götürülüp götürülmediğinin sorulduğunu ve ayrıca Türkiye’den kız çocuklarının ABD’ye getirilip getirilmediğine dair bir sorunun yöneltildiğini, bunun yanıtsız kaldığını yazıyor.
Benim burada eklediğim uyarı şudur. Bu alanı Türkiye’de ilgili kurumlar ve uzmanlar veri temelli biçimde detaylıca araştırmalı. Kayıp çocuk kayıtları, sınır aşan insan ticareti göstergeleri, seyahat ve kimliklendirme süreçleri, uluslararası iş birliği kanallarıyla birlikte ciddiyetle ele alınmalı. Bu, kimseyi hedef göstermek için değil, çocukları korumak için yapılmalı.
Peki Türkiye’de hangi isimler bu dosyada yer alıyor. Kamuya açık habercilikte öne çıkan isimler şunlar ve bunların hepsi için aynı kural geçerli. Geçmesi, suçun kanıtlandığı anlamına gelmez.
VOA Türkçe, iki Türk vatandaşının adının dosyalarda geçtiği iddiasını aktarırken isim olarak B.K. ve T.F. yazıyor. Her iki isim de iddiaları reddettiklerini, Epsteinı tanımadıklarını söylediklerini yine VOA Türkçe üzerinden aktarıyor.
T24 ise belgelerde B.K. baş harfleriyle anılan bir Türk isme dair bir haber yayımlıyor ve bu kişinin uçuş kayıtları bağlamında tartışıldığını yazıyor. Aynı haberde, bu kişi hakkında çocuk istismarına dair bir kanıt olduğuna dair bir ifade bulunmadığı da belirtiliyor.
Türkiye bağlantısı denince bir de şu başlık öne çıktı. Robert College ile ilgili 2014 tarihli bir e posta yazışması, bağış ve fon bulma temasıyla haberleştirildi. Bu yazışmaların göndereni olarak Landon C. Thomas Jr. adı geçti. Anadolu Ajansı bunu yayımladı. Okul da kamuya açık duyurusunda, o dönemde mütevelli heyetinde yer alan kişinin daha sonra görevden ayrıldığını belirtti.
Bu örnek şunu anlatır. Türkiye, bazen suç iddiasının merkezi olarak değil, bir kurum adı ve ilişki bağlamı üzerinden dosyada görünür hale gelebilir. Bu ayrımı yapmadan kurulan her cümle, toplumu bilgilendirmez, yalnızca şüpheyi büyütür.
Benim köşe yazısı niyetim şudur. Bu dosya bize dünyanın nereye gittiğini anlatıyor. Gücün ve paranın bazı insanlarda merhameti değil, iştahı büyüttüğünü gösteriyor. Bazılarının niye böyle bir yaşam seçtiği sorusunun cevabı da burada. Kontrol istiyorlar. Sır istiyorlar. Cezasızlık duygusu istiyorlar. Bu yüzden ağ kuruyorlar. Çünkü tek başına kalan kötülük yakalanır. Ağ haline gelen kötülük kendini saklar.
Bu suçların gündemleşmesi yarın iki şey getirebilir. Ya daha güçlü denetim, daha sıkı koruma, daha dikkatli kamu yönetimi. Ya da sahte belge seliyle yorulmuş, gerçeğe inancını kaybetmiş bir toplum. Ben birinci ihtimali büyütmekten yanayım. Bunun yolu da basit. Kaynağı söyle. Kanıt düzeyini göster. Bağlamı kur. Mağduru koru. Bunlar yapılırsa, aynı havayı solumayanlar bile günün sonunda aynı hukukun altında nefes almak zorunda kalır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
Aynı Dünyada Yaşayıp Aynı Havayı Soluyoruz…
Epstein denilen konu, küçüklerin cinsel istismarı ve cinsel amaçlı insan ticareti iddiaları etrafında büyüyen, yıllara yayılan bir dosyadır. 2019’da tutuklanmasıyla dünya yeniden bu karanlığa baktı, aynı yıl hapiste öldü. Bugün tartışmanın büyümesi, yalnızca geçmişin ağırlığından değil, devlet arşivlerinden yeni belge dalgalarının açılmasından da geliyor. U.S. Department of Justice 30 Ocak 2026 tarihli açıklamasında 3,5 milyon sayfa yayımlandığını duyurdu. Aynı metin, paketlerin içinde kamu tarafından gönderilmiş yanlış ya da sahte içerik olabileceğini de not ediyor.
Bu dosya bize bir toplum fotoğrafı gösteriyor. Bir yanda kirayı, faturayı, çocuğun okul masrafını denkleştirmeye çalışan hayatlar var. Diğer yanda başkasının bedenini ve kaderini bir oyun alanı gibi görenler var. Aynı şehirde yaşayıp aynı dili konuşup aynı havayı bile solumayan iki ayrı dünya. Bu uçurum büyüdükçe bazıları kendini dokunulmaz sanıyor, dokunulmazlık sanısı büyüdükçe kötülük daha rahat örgütleniyor.
Şunu sertçe söylemek gerekir. Belge görmek kanıt görmek değildir. Devletin yayımladığı yığınların içinde mahkeme evrakı gibi birincil kayıtlar da var, ihbar ve üçüncü kişi anlatımı gibi parçalar da olabilir. Bu yüzden bir ismin bir yerde geçmesi, tek başına suçun ispatı değildir. Dosyanın bu kadar görünür olmasının nedeni de burada. Belge çok. Sabır az. Herkes hızlı bir sonuç istiyor. Hız bazen adaleti değil, gürültüyü büyütüyor.
Bu gürültünün en tehlikeli kısmı mağdur mahremiyetinde yaşandı. Associated Press, yetersiz karartmalar yüzünden mağdurlara ait hassas bilgilerin açığa çıkabildiğini, bu nedenle binlerce dosyanın geri çekildiğini aktardı. Bu şu demek. Bilgi açmak, insanı açıkta bırakmamalı. Aksi halde adalet arayanların hayatı ikinci kez alt üst olur.
Senin sorduğun yere geliyorum. Türkiye’deki kayıp çocuklarla bir bağ olabilir mi. Bugün kamuya açık, teyitli bir kaynakta Türkiye’deki kayıp çocuk dosyalarıyla doğrudan kurulmuş, isimli ve ispatlanmış bir bağ görmüyorum. Ama dikkat edilmesi gereken bir şey var. VOA Türkçe, mahkeme belgelerinde Epsteinın pilotuna Türkiye’den çocuk götürülüp götürülmediğinin sorulduğunu ve ayrıca Türkiye’den kız çocuklarının ABD’ye getirilip getirilmediğine dair bir sorunun yöneltildiğini, bunun yanıtsız kaldığını yazıyor.
Benim burada eklediğim uyarı şudur. Bu alanı Türkiye’de ilgili kurumlar ve uzmanlar veri temelli biçimde detaylıca araştırmalı. Kayıp çocuk kayıtları, sınır aşan insan ticareti göstergeleri, seyahat ve kimliklendirme süreçleri, uluslararası iş birliği kanallarıyla birlikte ciddiyetle ele alınmalı. Bu, kimseyi hedef göstermek için değil, çocukları korumak için yapılmalı.
Peki Türkiye’de hangi isimler bu dosyada yer alıyor. Kamuya açık habercilikte öne çıkan isimler şunlar ve bunların hepsi için aynı kural geçerli. Geçmesi, suçun kanıtlandığı anlamına gelmez.
VOA Türkçe, iki Türk vatandaşının adının dosyalarda geçtiği iddiasını aktarırken isim olarak B.K. ve T.F. yazıyor. Her iki isim de iddiaları reddettiklerini, Epsteinı tanımadıklarını söylediklerini yine VOA Türkçe üzerinden aktarıyor.
T24 ise belgelerde B.K. baş harfleriyle anılan bir Türk isme dair bir haber yayımlıyor ve bu kişinin uçuş kayıtları bağlamında tartışıldığını yazıyor. Aynı haberde, bu kişi hakkında çocuk istismarına dair bir kanıt olduğuna dair bir ifade bulunmadığı da belirtiliyor.
Türkiye bağlantısı denince bir de şu başlık öne çıktı. Robert College ile ilgili 2014 tarihli bir e posta yazışması, bağış ve fon bulma temasıyla haberleştirildi. Bu yazışmaların göndereni olarak Landon C. Thomas Jr. adı geçti. Anadolu Ajansı bunu yayımladı. Okul da kamuya açık duyurusunda, o dönemde mütevelli heyetinde yer alan kişinin daha sonra görevden ayrıldığını belirtti.
Bu örnek şunu anlatır. Türkiye, bazen suç iddiasının merkezi olarak değil, bir kurum adı ve ilişki bağlamı üzerinden dosyada görünür hale gelebilir. Bu ayrımı yapmadan kurulan her cümle, toplumu bilgilendirmez, yalnızca şüpheyi büyütür.
Benim köşe yazısı niyetim şudur. Bu dosya bize dünyanın nereye gittiğini anlatıyor. Gücün ve paranın bazı insanlarda merhameti değil, iştahı büyüttüğünü gösteriyor. Bazılarının niye böyle bir yaşam seçtiği sorusunun cevabı da burada. Kontrol istiyorlar. Sır istiyorlar. Cezasızlık duygusu istiyorlar. Bu yüzden ağ kuruyorlar. Çünkü tek başına kalan kötülük yakalanır. Ağ haline gelen kötülük kendini saklar.
Bu suçların gündemleşmesi yarın iki şey getirebilir. Ya daha güçlü denetim, daha sıkı koruma, daha dikkatli kamu yönetimi. Ya da sahte belge seliyle yorulmuş, gerçeğe inancını kaybetmiş bir toplum. Ben birinci ihtimali büyütmekten yanayım. Bunun yolu da basit. Kaynağı söyle. Kanıt düzeyini göster. Bağlamı kur. Mağduru koru. Bunlar yapılırsa, aynı havayı solumayanlar bile günün sonunda aynı hukukun altında nefes almak zorunda kalır.