Ülkenin tamamında yatırım fırsatlarını dengeli dağıtmak gerekiyor! Çünkü yatırım, bir ilçeye fabrika kurmaktan ibaret değil, bir hayat kurmaktır! Bir bölgeye umut taşır, bir bölgeye düzen taşır, bir bölgeye çalışma disiplini taşır! Peki biz ne yapıyoruz? Bazen sadece “başladı” diyoruz, “bitti” diyoruz, sonra da susuyoruz! Oysa asıl soru şudur, başladı mı, evet, ama devam ediyor mu, büyüyor mu, kök salıyor mu, gerçekten sonuç üretiyor mu?
En büyük eksik, çoğu yerde apaçık ortada, izleme ve değerlendirme zayıf! Teşvik veriliyor, tabela asılıyor, açılış yapılıyor, peki sonra? Kaç kişi işe girdi, kaç kişi işte kaldı? O iş, üç ay sonra aynı hızla devam ediyor mu? Yerel tedarikçi güçlendi mi, yoksa yine dışarıya mı bağımlı kaldık? Ürün piyasaya çıktı mı, pazarda yer buldu mu, ihracata döndü mü? Bu sorular net değilse, başarı da net değildir! Takip edilmeyen yatırım, hedefini kaybeder!
İkinci temel şart, tartışmasız, şeffaflık! Şeffaflık, “iyi niyet” cümlesi değildir, şeffaflık, herkesin görebildiği bir düzen demektir! Hangi bölgede hangi teşvik verildi, hangi hedef kondu, o hedefe ne kadar yaklaşıldı? Rapor var mı, veri var mı, sonuç var mı? Şeffaflık olmazsa ne olur? Güven sarsılır! Dedikodu büyür! Emeğin değeri gölgelenir! Sonra toplumun en kıymetli sermayesi aşınır, ortak akıl zayıflar!
Üçüncü mesele, planlama! Planlama, masada yazılan kâğıt değil, sahada yürüyen bir iradedir! Yatırım alanı seçilirken altyapı hazır mı, enerji bağlantısı var mı, su ve lojistik çözülmüş mü, nitelikli iş gücü var mı? Üniversite bu işin neresinde, yerel yönetim nerede duruyor, sivil toplum neyi görüyor? Herkes birbirinden kopuk çalışırsa ne olur? Aynı hedefe koşuyormuş gibi görünürüz, ama farklı yollara saparız! O yüzden yatırım, koordinasyon ister birlikte yürümek ister aynı ritmi ister!
Dünyada iyi örnekler var, ders çıkarılacak çok şey var! Avrupa Birliği ülkelerinde uzun zamandır uygulanan bölgesel uzmanlaşma yaklaşımı şunu söyler, her yer her işi yapmaya çalışmasın, herkes kendi gücünü büyütsün! Tarımı güçlü olan yerde tarım, sadece ekim değil, depolama, paketleme, pazara erişim, verimlilik demektir! Hayvancılığı güçlü olan yerde mera planı, yem düzeni, veteriner altyapısı, soğuk zincir, hepsi birlikte düşünülür! Sanayisi olan yerde yalnızca bina ve makine değil, enerji verimliliği, kalite altyapısı, nitelikli personel, teknoloji uyarlaması birlikte ele alınır! Turizmi olan yerde sadece yatak sayısı mı, elbette hayır, sezon uzayacak mı, yerel doku korunacak mı, çevre gözetilecek mi, hizmet kalitesi yükselecek mi, mesele budur! Çünkü bölgeye uygun yatırım, ülkeye uygun güç demektir!
Almanya’da aile şirketleri omurgadır, bu omurga yıllar içinde sabırla büyütülmüştür! Uzun vadeli finansman mantığı vardır, üretimi büyüten, ihracatı destekleyen, iş gücünü geliştiren bir yaklaşım öne çıkar! İrlanda’da yatırım çekme modeli yıllarca şu gerçeği hatırlatmıştır, yatırım gelsin yetmez, yatırımın yerle bağı kurulsun! Yerel tedarikçi büyüsün, üniversite işin içinde olsun, araştırma ve geliştirme artsın, nitelikli istihdam çoğalsın! Güney Kore’nin belirli dönemlerde uyguladığı hedefli sanayi yaklaşımı da şunu gösterir, destek veriyorsan, hedef koyarsın, hedef koyuyorsan, ölçersin, ölçüyorsan, sürekli iyileştirirsin! Yani mesele “vermek” değil, yönetmek!
Buraya kadar konuşuyoruz, peki yerli yatırımcı? Yerli yatırımcının imkânı artmalı, ama sadece krediyle mi, sadece teşvik ilanıyla mı? Hayır! Yerli yatırımcı öngörü ister kuralın net olmasını ister sürecin hızlanmasını ister! Ruhsat gecikmesin ister altyapı bağlantısı sürüncemede kalmasın ister maliyet sürprizleri çıkmasın ister! Vergilendirme adil olsun ister, bölgeye ve yatırımın niteliğine göre düzenleme olsun ister, ama en önemlisi, yarın değişmeyecek bir denge ister! Çünkü yatırım, bir gecelik heves değil, yılların planıdır!
İşte tam bu noktada vergilendirme ve teşvik sistemi akıllıca kurulmalı! Bölgeye göre, sektöre göre, istihdama göre, çevresel etkiye göre, yerel tedarik oranına göre, gerçek ölçütlere göre! Peki bu ölçütler yoksa ne olur? Kâğıt üzerinde başarı yazar, sahada yorgunluk büyür! Teşvik alan kazanır gibi görünür, ama toplum kazanmaz! O yüzden teşvik, sadece destek değil, sorumluluk da taşımalı! Söz verildiyse, takip edilmeli! Hedef konduysa, ölçülmeli! Başarı varsa, büyütülmeli! Sorun varsa, saklanmamalı!
Üniversite, yerel yönetim, sivil toplum, merkezi yönetim, hepsi aynı masada olmalı! Sadece toplantı yapmak için değil, sonuç üretmek için! Bölgenin dinamikleri doğru okunmalı, dünya pazarları takip edilmeli, yerel güçler doğru yönlendirilmeli! Aksi halde ne olur? Bir yerde üretim artar ama gelir artmaz! Bir yerde turizm görünür ama yerel esnaf pay alamaz! Bir yerde sanayi büyür ama çevre yükü kontrol edilemez! İşte bu yüzden yatırım, denge ister akıl ister adil paylaşım ister!
En kritik yerden gelsin! Bizim derdimiz günü kurtarmak olmamalı! Bizim derdimiz ulusal gücün artması olmalı! Bizim derdimiz bu gücün sürdürülebilir olması olmalı! Bunun yolu açık, planlama güçlü olacak, şeffaflık gerçek olacak, izleme ve değerlendirme sahada işleyecek! Ve en hassas çizgi korunacak! Liyakat bozulmayacak! Adalet zedelenmeyecek! Çünkü bunlar zedelenirse ne olur? En iyi yatırım bile yönünü şaşırır! En büyük teşvik bile etkisini kaybeder! Oysa biz yönünü kaybeden bir ülke değil, yön veren bir ülke olmalıyız, değil mi!
İstersen bir sonraki adımda, yazının içine Türkiye’den “tarım, sanayi, turizm” için 1’er kısa sahne ekleyebilirim, daha canlı olur, daha köşe yazısı tadı artar, vurucu soru cümleleri çoğalır!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
Dengeden Takibe, Takipten Katma Değere!
Ülkenin tamamında yatırım fırsatlarını dengeli dağıtmak gerekiyor! Çünkü yatırım, bir ilçeye fabrika kurmaktan ibaret değil, bir hayat kurmaktır! Bir bölgeye umut taşır, bir bölgeye düzen taşır, bir bölgeye çalışma disiplini taşır! Peki biz ne yapıyoruz? Bazen sadece “başladı” diyoruz, “bitti” diyoruz, sonra da susuyoruz! Oysa asıl soru şudur, başladı mı, evet, ama devam ediyor mu, büyüyor mu, kök salıyor mu, gerçekten sonuç üretiyor mu?
En büyük eksik, çoğu yerde apaçık ortada, izleme ve değerlendirme zayıf! Teşvik veriliyor, tabela asılıyor, açılış yapılıyor, peki sonra? Kaç kişi işe girdi, kaç kişi işte kaldı? O iş, üç ay sonra aynı hızla devam ediyor mu? Yerel tedarikçi güçlendi mi, yoksa yine dışarıya mı bağımlı kaldık? Ürün piyasaya çıktı mı, pazarda yer buldu mu, ihracata döndü mü? Bu sorular net değilse, başarı da net değildir! Takip edilmeyen yatırım, hedefini kaybeder!
İkinci temel şart, tartışmasız, şeffaflık! Şeffaflık, “iyi niyet” cümlesi değildir, şeffaflık, herkesin görebildiği bir düzen demektir! Hangi bölgede hangi teşvik verildi, hangi hedef kondu, o hedefe ne kadar yaklaşıldı? Rapor var mı, veri var mı, sonuç var mı? Şeffaflık olmazsa ne olur? Güven sarsılır! Dedikodu büyür! Emeğin değeri gölgelenir! Sonra toplumun en kıymetli sermayesi aşınır, ortak akıl zayıflar!
Üçüncü mesele, planlama! Planlama, masada yazılan kâğıt değil, sahada yürüyen bir iradedir! Yatırım alanı seçilirken altyapı hazır mı, enerji bağlantısı var mı, su ve lojistik çözülmüş mü, nitelikli iş gücü var mı? Üniversite bu işin neresinde, yerel yönetim nerede duruyor, sivil toplum neyi görüyor? Herkes birbirinden kopuk çalışırsa ne olur? Aynı hedefe koşuyormuş gibi görünürüz, ama farklı yollara saparız! O yüzden yatırım, koordinasyon ister birlikte yürümek ister aynı ritmi ister!
Dünyada iyi örnekler var, ders çıkarılacak çok şey var! Avrupa Birliği ülkelerinde uzun zamandır uygulanan bölgesel uzmanlaşma yaklaşımı şunu söyler, her yer her işi yapmaya çalışmasın, herkes kendi gücünü büyütsün! Tarımı güçlü olan yerde tarım, sadece ekim değil, depolama, paketleme, pazara erişim, verimlilik demektir! Hayvancılığı güçlü olan yerde mera planı, yem düzeni, veteriner altyapısı, soğuk zincir, hepsi birlikte düşünülür! Sanayisi olan yerde yalnızca bina ve makine değil, enerji verimliliği, kalite altyapısı, nitelikli personel, teknoloji uyarlaması birlikte ele alınır! Turizmi olan yerde sadece yatak sayısı mı, elbette hayır, sezon uzayacak mı, yerel doku korunacak mı, çevre gözetilecek mi, hizmet kalitesi yükselecek mi, mesele budur! Çünkü bölgeye uygun yatırım, ülkeye uygun güç demektir!
Almanya’da aile şirketleri omurgadır, bu omurga yıllar içinde sabırla büyütülmüştür! Uzun vadeli finansman mantığı vardır, üretimi büyüten, ihracatı destekleyen, iş gücünü geliştiren bir yaklaşım öne çıkar! İrlanda’da yatırım çekme modeli yıllarca şu gerçeği hatırlatmıştır, yatırım gelsin yetmez, yatırımın yerle bağı kurulsun! Yerel tedarikçi büyüsün, üniversite işin içinde olsun, araştırma ve geliştirme artsın, nitelikli istihdam çoğalsın! Güney Kore’nin belirli dönemlerde uyguladığı hedefli sanayi yaklaşımı da şunu gösterir, destek veriyorsan, hedef koyarsın, hedef koyuyorsan, ölçersin, ölçüyorsan, sürekli iyileştirirsin! Yani mesele “vermek” değil, yönetmek!
Buraya kadar konuşuyoruz, peki yerli yatırımcı? Yerli yatırımcının imkânı artmalı, ama sadece krediyle mi, sadece teşvik ilanıyla mı? Hayır! Yerli yatırımcı öngörü ister kuralın net olmasını ister sürecin hızlanmasını ister! Ruhsat gecikmesin ister altyapı bağlantısı sürüncemede kalmasın ister maliyet sürprizleri çıkmasın ister! Vergilendirme adil olsun ister, bölgeye ve yatırımın niteliğine göre düzenleme olsun ister, ama en önemlisi, yarın değişmeyecek bir denge ister! Çünkü yatırım, bir gecelik heves değil, yılların planıdır!
İşte tam bu noktada vergilendirme ve teşvik sistemi akıllıca kurulmalı! Bölgeye göre, sektöre göre, istihdama göre, çevresel etkiye göre, yerel tedarik oranına göre, gerçek ölçütlere göre! Peki bu ölçütler yoksa ne olur? Kâğıt üzerinde başarı yazar, sahada yorgunluk büyür! Teşvik alan kazanır gibi görünür, ama toplum kazanmaz! O yüzden teşvik, sadece destek değil, sorumluluk da taşımalı! Söz verildiyse, takip edilmeli! Hedef konduysa, ölçülmeli! Başarı varsa, büyütülmeli! Sorun varsa, saklanmamalı!
Üniversite, yerel yönetim, sivil toplum, merkezi yönetim, hepsi aynı masada olmalı! Sadece toplantı yapmak için değil, sonuç üretmek için! Bölgenin dinamikleri doğru okunmalı, dünya pazarları takip edilmeli, yerel güçler doğru yönlendirilmeli! Aksi halde ne olur? Bir yerde üretim artar ama gelir artmaz! Bir yerde turizm görünür ama yerel esnaf pay alamaz! Bir yerde sanayi büyür ama çevre yükü kontrol edilemez! İşte bu yüzden yatırım, denge ister akıl ister adil paylaşım ister!
En kritik yerden gelsin! Bizim derdimiz günü kurtarmak olmamalı! Bizim derdimiz ulusal gücün artması olmalı! Bizim derdimiz bu gücün sürdürülebilir olması olmalı! Bunun yolu açık, planlama güçlü olacak, şeffaflık gerçek olacak, izleme ve değerlendirme sahada işleyecek! Ve en hassas çizgi korunacak! Liyakat bozulmayacak! Adalet zedelenmeyecek! Çünkü bunlar zedelenirse ne olur? En iyi yatırım bile yönünü şaşırır! En büyük teşvik bile etkisini kaybeder! Oysa biz yönünü kaybeden bir ülke değil, yön veren bir ülke olmalıyız, değil mi!
İstersen bir sonraki adımda, yazının içine Türkiye’den “tarım, sanayi, turizm” için 1’er kısa sahne ekleyebilirim, daha canlı olur, daha köşe yazısı tadı artar, vurucu soru cümleleri çoğalır!