Futbolun en güzel tarafı nedir diye sorsanız, çoğu insan aynı cevabı verir. Top sahaya çıktığında pasaportun, dilin, rengin, siyasi görüşün ya da ekonomik gücün değil, performansın konuşmasıdır.
En azından teoride.
2026 FIFA Dünya Kupası, tarihin en büyük organizasyonlarından biri olarak başladı. Ancak turnuvanın ilk günlerinde sahadaki mücadele kadar havaalanlarında yaşanan mücadeleler de dikkat çekti. Bazı ülkeler rakiplerini analiz ederken, bazıları konsolosluk süreçlerini analiz etmek zorunda kaldı.
İran bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Oyuncular ve teknik ekip sahaya çıkabildi ancak bazı yöneticiler ve idari personel vize alamadı. Sonuç olarak takım kampını ABD yerine Meksika'nın Tijuana kentine taşımak zorunda kaldı. Futbol tarihinde ilk kez bir takımın rakibini değil, sınır kapısını geçme taktiği üzerinde daha fazla çalıştığını söylesek herhalde abartmış olmayız.
Irak cephesinde ise farklı bir tablo ortaya çıktı. Yıldız oyuncu Aymen Hussein saatler süren sorgulamalarla karşılaştı. Takım fotoğrafçısı Talal Salah'ın yaşadıkları da benzerdi. Bir Dünya Kupası organizasyonunda futbolcuların kondisyon testlerinden önce sabır testine girmesi beklenen bir durum değildi.
Senegal ve Fildişi Sahili için sorun daha çok taraftarlar ve destek ekiplerinde yaşandı. Tribünlerin en büyük gücü olan taraftarların önemli bir kısmı vize süreçlerinde engellerle karşılaştı. Oysa Dünya Kupası'nın ruhunu oluşturan şey sadece futbolcular değil, kilometrelerce yol kat ederek ülkesini desteklemeye gelen insanlardır.
Haiti için durum daha da karmaşıktı. Takım ve zorunlu personel için çeşitli muafiyetler konuşulurken taraftarların önemli bir bölümü seyahat engelleriyle karşılaştı. Futbolun birleştirici gücü sıkça dile getirilir ancak bazen bu birliktelik havaalanı kapısında beklemek zorunda kalabiliyor.
Belki de en dikkat çekici örneklerden biri Somalili hakem Omar Abdulkadir Artan oldu. FIFA tarafından görevlendirilen bir hakemin, turnuvaya katılmak için geldiği ülkede güvenlik incelemeleri nedeniyle geri gönderilmesi spor dünyasında uzun süre konuşulacak olaylardan biri olarak kayıtlara geçti. Bir hakemin kariyerinin en önemli maçını kaçırmasının nedeni saha içindeki bir hata değil, saha dışındaki bir prosedür oldu.
Özbekistan, Güney Afrika, Fas, Gana, Mısır, Cezayir, Demokratik Kongo, Ürdün, Ekvador, Yeşil Burun Adaları ve Tunus gibi birçok ülkenin taraftarları ve bazı personelleri de benzer sıkıntılar yaşadı. Kimileri uzun sorgulamalarla karşılaştı, kimileri aylar öncesinden aldığı bilet ve otel rezervasyonlarına rağmen vize alamadı.
Burada asıl mesele herhangi bir ülkenin güvenlik politikalarını eleştirmek ya da savunmak değildir. Her devlet kendi güvenlik prosedürlerini belirleme hakkına sahiptir. Ancak uluslararası spor organizasyonları söz konusu olduğunda başka bir sorumluluk daha ortaya çıkar.
Ev sahipliği yapmak isteyen ülkeler, adaylık sürecinde yalnızca stadyumlarını, otellerini ve ulaşım ağlarını tanıtmakla yetinmemelidir. Aynı zamanda uygulanacak güvenlik prosedürlerini, olası vize kısıtlamalarını, giriş şartlarını ve muafiyet kapsamlarını da açık biçimde ilan etmelidir.
Çünkü adalet sadece sahada sağlanmaz.
Bir takımın kampını başka ülkeye taşımak zorunda kalması, bir taraftarın yıllardır kurduğu hayalin konsolosluk kapısında sona ermesi ya da FIFA tarafından görevlendirilen bir hakemin turnuvaya katılamaması, organizasyonun eşitlik ilkesini tartışmaya açar.
Belki de bundan sonraki süreçte FIFA, UEFA, IOC ve diğer uluslararası kuruluşlar ev sahipliği kriterlerine yeni bir madde eklemelidir.
"Turnuvaya katılacak tüm ülkelere eşit erişim ve öngörülebilir giriş koşulları sağlanacaktır."
Çünkü bir organizasyonun büyüklüğü yalnızca kaç milyar kişinin izlediğiyle ölçülmez. Aynı zamanda kapısından geçen herkese ne kadar eşit davrandığıyla da ölçülür.
Futbolun dili evrenseldir.
Kuralların da mümkün olduğunca evrensel olması gerekir.
Aksi halde bazı ülkeler kupaya ulaşmak için grup maçlarını geçmeye çalışırken, bazıları önce pasaport kontrolünü geçmeye çalışmaya devam edecektir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
Dünya Kupası mı, Vize Kupası mı?
Futbolun en güzel tarafı nedir diye sorsanız, çoğu insan aynı cevabı verir. Top sahaya çıktığında pasaportun, dilin, rengin, siyasi görüşün ya da ekonomik gücün değil, performansın konuşmasıdır.
En azından teoride.
2026 FIFA Dünya Kupası, tarihin en büyük organizasyonlarından biri olarak başladı. Ancak turnuvanın ilk günlerinde sahadaki mücadele kadar havaalanlarında yaşanan mücadeleler de dikkat çekti. Bazı ülkeler rakiplerini analiz ederken, bazıları konsolosluk süreçlerini analiz etmek zorunda kaldı.
İran bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Oyuncular ve teknik ekip sahaya çıkabildi ancak bazı yöneticiler ve idari personel vize alamadı. Sonuç olarak takım kampını ABD yerine Meksika'nın Tijuana kentine taşımak zorunda kaldı. Futbol tarihinde ilk kez bir takımın rakibini değil, sınır kapısını geçme taktiği üzerinde daha fazla çalıştığını söylesek herhalde abartmış olmayız.
Irak cephesinde ise farklı bir tablo ortaya çıktı. Yıldız oyuncu Aymen Hussein saatler süren sorgulamalarla karşılaştı. Takım fotoğrafçısı Talal Salah'ın yaşadıkları da benzerdi. Bir Dünya Kupası organizasyonunda futbolcuların kondisyon testlerinden önce sabır testine girmesi beklenen bir durum değildi.
Senegal ve Fildişi Sahili için sorun daha çok taraftarlar ve destek ekiplerinde yaşandı. Tribünlerin en büyük gücü olan taraftarların önemli bir kısmı vize süreçlerinde engellerle karşılaştı. Oysa Dünya Kupası'nın ruhunu oluşturan şey sadece futbolcular değil, kilometrelerce yol kat ederek ülkesini desteklemeye gelen insanlardır.
Haiti için durum daha da karmaşıktı. Takım ve zorunlu personel için çeşitli muafiyetler konuşulurken taraftarların önemli bir bölümü seyahat engelleriyle karşılaştı. Futbolun birleştirici gücü sıkça dile getirilir ancak bazen bu birliktelik havaalanı kapısında beklemek zorunda kalabiliyor.
Belki de en dikkat çekici örneklerden biri Somalili hakem Omar Abdulkadir Artan oldu. FIFA tarafından görevlendirilen bir hakemin, turnuvaya katılmak için geldiği ülkede güvenlik incelemeleri nedeniyle geri gönderilmesi spor dünyasında uzun süre konuşulacak olaylardan biri olarak kayıtlara geçti. Bir hakemin kariyerinin en önemli maçını kaçırmasının nedeni saha içindeki bir hata değil, saha dışındaki bir prosedür oldu.
Özbekistan, Güney Afrika, Fas, Gana, Mısır, Cezayir, Demokratik Kongo, Ürdün, Ekvador, Yeşil Burun Adaları ve Tunus gibi birçok ülkenin taraftarları ve bazı personelleri de benzer sıkıntılar yaşadı. Kimileri uzun sorgulamalarla karşılaştı, kimileri aylar öncesinden aldığı bilet ve otel rezervasyonlarına rağmen vize alamadı.
Burada asıl mesele herhangi bir ülkenin güvenlik politikalarını eleştirmek ya da savunmak değildir. Her devlet kendi güvenlik prosedürlerini belirleme hakkına sahiptir. Ancak uluslararası spor organizasyonları söz konusu olduğunda başka bir sorumluluk daha ortaya çıkar.
Ev sahipliği yapmak isteyen ülkeler, adaylık sürecinde yalnızca stadyumlarını, otellerini ve ulaşım ağlarını tanıtmakla yetinmemelidir. Aynı zamanda uygulanacak güvenlik prosedürlerini, olası vize kısıtlamalarını, giriş şartlarını ve muafiyet kapsamlarını da açık biçimde ilan etmelidir.
Çünkü adalet sadece sahada sağlanmaz.
Bir takımın kampını başka ülkeye taşımak zorunda kalması, bir taraftarın yıllardır kurduğu hayalin konsolosluk kapısında sona ermesi ya da FIFA tarafından görevlendirilen bir hakemin turnuvaya katılamaması, organizasyonun eşitlik ilkesini tartışmaya açar.
Belki de bundan sonraki süreçte FIFA, UEFA, IOC ve diğer uluslararası kuruluşlar ev sahipliği kriterlerine yeni bir madde eklemelidir.
"Turnuvaya katılacak tüm ülkelere eşit erişim ve öngörülebilir giriş koşulları sağlanacaktır."
Çünkü bir organizasyonun büyüklüğü yalnızca kaç milyar kişinin izlediğiyle ölçülmez. Aynı zamanda kapısından geçen herkese ne kadar eşit davrandığıyla da ölçülür.
Futbolun dili evrenseldir.
Kuralların da mümkün olduğunca evrensel olması gerekir.
Aksi halde bazı ülkeler kupaya ulaşmak için grup maçlarını geçmeye çalışırken, bazıları önce pasaport kontrolünü geçmeye çalışmaya devam edecektir.