Bu bir karne günü değil. Bu, sıradan bir değerlendirme değil. Bu, herkesin kendi aynasının karşısına geçtiği bir gündür! Bu kez notları kimse vermiyor. Herkes kendi karnesini kendi vicdanıyla okuyor. Kaçmak mümkün mü? Değil! Çünkü yaşananlar artık görmezden gelinecek noktayı çoktan geçti. Asıl soru şu: Ben bu tablonun neresindeyim?
Bugün yaşananları tek bir başlıkla açıklamak mümkün değil. Göç arttı, şehirler hazır değildi, insanlar birbirine yabancılaştı, ortak yaşam kültürü zayıfladı! Aynı apartmanda yaşayan ama birbirini tanımayan insanlar… Aynı okulda olan ama birbirine değemeyen çocuklar… Bu kopuş sadece fiziksel değil, zihinsel ve duygusal bir kopuştur. Bu kopuşun içine güvensizlik eklendi, iletişimsizlik eklendi, yalnızlık eklendi. Ve ortaya çıkan tablo, bugün hepimizi sarsan sonuçları doğurdu!
Büyük şehir yasasıyla birlikte sadece idari yapı değişmedi. Köyün üretim gücü, dayanışması ve yaşam dengesi zayıflatıldı! Tarım alanları daraldı, hayvancılık geri çekildi, üretici yalnız bırakıldı. Bu sadece kırsalın sorunu mu? Hayır! Bu, doğrudan herkesin hayatına dokunan bir gerçek. Sofraya gelen her ürün, şehirdeki her fiyat, hatta yaşamın kalitesi bu zincirin sonucudur. Üretim zayıfladıkça toplumun dengesi de zayıflar!
Ve şimdi sahnede başka bir gerçek var…
Toprağını korumaya çalışan insanlar…
Ormanını savunanlar…
Suyunu kaybetmemek için direnenler…
Ağaçlara sarılan, yollara yatan, sesini duyurmaya çalışan bu insanlar… Onlar sadece kendileri için değil, hepimiz için direniyor! Onlar aslında geleceğin nefesini koruyor. Ama asıl mesele şu: Bu mücadeleyi izleyen bizler ne yapıyoruz? Görüp geçiyor muyuz? Yoksa gerçekten anlamaya çalışıyor muyuz?
Çünkü mesele sadece olan biteni görmek değil. Mesele, kendini bu tablonun dışında zannetmemek!
Bir çocuk şiddete yöneliyorsa… Bu sadece onun öfkesi mi? Yoksa bizim kuramadığımız sistemin bir yansıması mı?
Bir şehir huzursuzsa… Bu sadece kalabalık mı? Yoksa birlikte yaşamayı öğrenememiş bir toplum mu?
Bir çiftçi toprağını kaybediyorsa… Bu sadece ekonomik bir kayıp mı? Yoksa geleceğin yavaş yavaş elimizden gitmesi mi?
Bu soruların her biri, aslında tek bir gerçeği işaret ediyor: Yaşananlar tesadüf değil, ihmal edilmiş sorumlulukların sonucudur!
Bugün herkesin kendine sorması gereken sorular var.
Ben bu düzenin neresindeyim?
Gördüğüm yanlışlara karşı ne yaptım?
Sessiz kalmayı mı seçtim, yoksa sorumluluk almayı mı?
Kolay olanı mı yaptım, doğru olanı mı?
Ve belki de en önemlisi… Ben gerçekten farkında mıyım?
Çünkü farkında olmamak da bir tercihtir. Görmemek, duymamak, konuşmamak… Bunların hepsi birer seçimdir. Ve her seçim, bugünkü sonuca bir katkıdır!
Bugün toplum olarak en büyük risk, alışmaktır. Şiddete alışmak… Adaletsizliğe alışmak… Doğanın kaybına alışmak… Alıştığımız her şey, kalıcı hale gelir! Kalıcı hale gelen her sorun ise, çözümü daha zor bir hale getirir!
Dünyada bu kırılmaları yaşayan toplumlar oldu. Onları farklı kılan neydi? Kendilerini kandırmadılar! Sorunu başkasında aramak yerine kendilerine baktılar. Kuralları güçlendirdiler, eğitimi derinleştirdiler, doğayı korudular, toplumsal bağı yeniden kurdular. Ve en önemlisi, sorumluluğu ertelemediler!
Bugün ise biz tam o eşikteyiz. Bu karne günü, başkasına not verme günü değil! Kendine dürüst olma günü!
Kimse bu tablonun dışında değil! Kimse “benimle ilgisi yok” diyemez! Çünkü bu toplumun her bireyi, bu sonucun bir parçasıdır. İsteyerek ya da istemeden… Bilerek ya da görmezden gelerek…
Artık yapılması gereken çok net.
Kendine bakmak.
Kendini sorgulamak.
Sorumluluğunu kabul etmek.
Ama burada durmamak… Sadece düşünmek yetmez! Davranışı değiştirmek gerekir!
Daha fazla görmek… Daha fazla anlamak… Daha fazla sahip çıkmak…
Ve en önemlisi… Vicdanına gerçekten cevap verebilmek!
Çünkü bu karne, bir günlüğüne değil… Geleceğin tamamını belirleyecek bir karne!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
Farklı Karne Günü
Bu bir karne günü değil. Bu, sıradan bir değerlendirme değil. Bu, herkesin kendi aynasının karşısına geçtiği bir gündür! Bu kez notları kimse vermiyor. Herkes kendi karnesini kendi vicdanıyla okuyor. Kaçmak mümkün mü? Değil! Çünkü yaşananlar artık görmezden gelinecek noktayı çoktan geçti. Asıl soru şu: Ben bu tablonun neresindeyim?
Bugün yaşananları tek bir başlıkla açıklamak mümkün değil. Göç arttı, şehirler hazır değildi, insanlar birbirine yabancılaştı, ortak yaşam kültürü zayıfladı! Aynı apartmanda yaşayan ama birbirini tanımayan insanlar… Aynı okulda olan ama birbirine değemeyen çocuklar… Bu kopuş sadece fiziksel değil, zihinsel ve duygusal bir kopuştur. Bu kopuşun içine güvensizlik eklendi, iletişimsizlik eklendi, yalnızlık eklendi. Ve ortaya çıkan tablo, bugün hepimizi sarsan sonuçları doğurdu!
Büyük şehir yasasıyla birlikte sadece idari yapı değişmedi. Köyün üretim gücü, dayanışması ve yaşam dengesi zayıflatıldı! Tarım alanları daraldı, hayvancılık geri çekildi, üretici yalnız bırakıldı. Bu sadece kırsalın sorunu mu? Hayır! Bu, doğrudan herkesin hayatına dokunan bir gerçek. Sofraya gelen her ürün, şehirdeki her fiyat, hatta yaşamın kalitesi bu zincirin sonucudur. Üretim zayıfladıkça toplumun dengesi de zayıflar!
Ve şimdi sahnede başka bir gerçek var…
Toprağını korumaya çalışan insanlar…
Ormanını savunanlar…
Suyunu kaybetmemek için direnenler…
Ağaçlara sarılan, yollara yatan, sesini duyurmaya çalışan bu insanlar… Onlar sadece kendileri için değil, hepimiz için direniyor! Onlar aslında geleceğin nefesini koruyor. Ama asıl mesele şu: Bu mücadeleyi izleyen bizler ne yapıyoruz? Görüp geçiyor muyuz? Yoksa gerçekten anlamaya çalışıyor muyuz?
Çünkü mesele sadece olan biteni görmek değil. Mesele, kendini bu tablonun dışında zannetmemek!
Bir çocuk şiddete yöneliyorsa… Bu sadece onun öfkesi mi? Yoksa bizim kuramadığımız sistemin bir yansıması mı?
Bir şehir huzursuzsa… Bu sadece kalabalık mı? Yoksa birlikte yaşamayı öğrenememiş bir toplum mu?
Bir çiftçi toprağını kaybediyorsa… Bu sadece ekonomik bir kayıp mı? Yoksa geleceğin yavaş yavaş elimizden gitmesi mi?
Bu soruların her biri, aslında tek bir gerçeği işaret ediyor: Yaşananlar tesadüf değil, ihmal edilmiş sorumlulukların sonucudur!
Bugün herkesin kendine sorması gereken sorular var.
Ben bu düzenin neresindeyim?
Gördüğüm yanlışlara karşı ne yaptım?
Sessiz kalmayı mı seçtim, yoksa sorumluluk almayı mı?
Kolay olanı mı yaptım, doğru olanı mı?
Ve belki de en önemlisi… Ben gerçekten farkında mıyım?
Çünkü farkında olmamak da bir tercihtir. Görmemek, duymamak, konuşmamak… Bunların hepsi birer seçimdir. Ve her seçim, bugünkü sonuca bir katkıdır!
Bugün toplum olarak en büyük risk, alışmaktır. Şiddete alışmak… Adaletsizliğe alışmak… Doğanın kaybına alışmak… Alıştığımız her şey, kalıcı hale gelir! Kalıcı hale gelen her sorun ise, çözümü daha zor bir hale getirir!
Dünyada bu kırılmaları yaşayan toplumlar oldu. Onları farklı kılan neydi? Kendilerini kandırmadılar! Sorunu başkasında aramak yerine kendilerine baktılar. Kuralları güçlendirdiler, eğitimi derinleştirdiler, doğayı korudular, toplumsal bağı yeniden kurdular. Ve en önemlisi, sorumluluğu ertelemediler!
Bugün ise biz tam o eşikteyiz. Bu karne günü, başkasına not verme günü değil! Kendine dürüst olma günü!
Kimse bu tablonun dışında değil! Kimse “benimle ilgisi yok” diyemez! Çünkü bu toplumun her bireyi, bu sonucun bir parçasıdır. İsteyerek ya da istemeden… Bilerek ya da görmezden gelerek…
Artık yapılması gereken çok net.
Kendine bakmak.
Kendini sorgulamak.
Sorumluluğunu kabul etmek.
Ama burada durmamak… Sadece düşünmek yetmez! Davranışı değiştirmek gerekir!
Daha fazla görmek… Daha fazla anlamak… Daha fazla sahip çıkmak…
Ve en önemlisi… Vicdanına gerçekten cevap verebilmek!
Çünkü bu karne, bir günlüğüne değil… Geleceğin tamamını belirleyecek bir karne!