Bir insan yıllarca çalışır. Kimi evinden, kimi emekliliğinden, kimi çocuğunun eğitiminden kısar. Birikimini geleceğini güvenceye almak için fona yatırır. O para ekrandaki bir rakamdan ibaret değildir. İçinde mesai, sabır, ertelenmiş ihtiyaçlar ve ailelerin umudu vardır.
Bugün 7 portföy yönetim şirketinin kurduğu 131 fon tasfiye sürecinde. Bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Fonların alım satıma kapatılması, vatandaşların parasına hemen ulaşamaması ve Borsa İstanbul’da yaşanan sert dalgalanma, krizin yalnızca şirketlerin iç meselesi olmadığını gösterdi. Bu, yatırımcının birikimini, piyasa güvenini ve denetim sorumluluğunu ilgilendiren bir krizdir.
Fonlara yönelen paranın ardında ülkenin ekonomik koşulları da var. İnsanlar geçim sıkıntısından çıkış arıyor. Gençler, ailelerinin yıllarca çalışmasına rağmen ev ve araba sahibi olamadığını, emeğin hayatı değiştirmeye yetmediğini görüyor. Önlerinde ise 20, 30, 40 yaşlarında kısa sürede zenginleştiği düşünülen insanlar var. Kolay zenginleşme örnekleri çoğaldıkça, “Ben de yüzde bir, yüzde iki ihtimalle hayatımı değiştirebilirim” düşüncesi güçleniyor. Kimi bahse, kimi kumara, kimi de riskini tam anlamadan hisseye ve fona yöneliyor. Bu arayışın içinde yalnızca kazanç isteği değil, geçim baskısı ve geleceğe dair güvensizlik de var.
Tam da bu nedenle, fon yönetenlerin sorumluluğu ağırdır. Milyarlarca liralık parayı yönetirken piyasayı Monopoly tahtası, vatandaşın birikimini de oyun parası gibi göremezsiniz. Hisse fiyatı yükseldi diye kâğıt üzerindeki kazanç gerçek para olmaz. Fon büyüdü diye sınırsız risk alma hakkı doğmaz. Alın teriyle, helal emekle kazanılmış para böyle harcanmaz; böyle savrulamaz.
Krizde insanların aklındaki soru açık: Param ne olacak, ne zaman alacağım, ne kadarı geri dönecek? Kesin cevap henüz yok. Fon varlıkları satılacak, hesaplar karşılaştırılacak ve ödeme yatırımcıların payına göre yapılacak. Fakat fonun ilan edilen büyüklüğü, kasada aynı miktarda nakit olduğu anlamına gelmiyor. Varlıkların hangi fiyattan satılacağı, yatırımcının eline geçecek tutarı belirleyecek. Gerçek kayıp, her fonun varlığı ve satış değeri hesaplandığında ortaya çıkacak.
Kamuoyuna yansıyan iddialara göre, bazı fonların işlem hacmi sınırlı hisselerde yoğunlaşması fiyatları ve fonların kâğıt üzerindeki değerini artırmış olabilir. Yükselen getiriler yeni yatırımcıları çekmiş, artan para girişi de aynı hisselerdeki alımları büyütmüş olabilir. Bu işin kaymağını bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar küçük bir grup mı yedi? Kim destek çıktı, kim göz yumdu, kim görmezden geldi? Bu soruların cevabı söylentiyle değil, emir kayıtları, para akışları ve gerçek faydalanıcıların ortaya çıkarılmasıyla verilmelidir. Henüz mahkemece kanıtlanmış bir suç yok; ama bu sorular da cevapsız bırakılamaz.
Bugünkü tablo, görevini yapması gereken yetkililerin zamanında harekete geçip geçmediği konusunda ciddi kuşku doğuruyor. SPK olağan dışı fiyat hareketlerini, düşük işlem hacimli hisselerdeki yoğunlaşmayı ve fonların iadeleri karşılama gücünü daha önce görebilir miydi? Borsa İstanbul’un gözetim sistemleri hangi uyarıları üretti? İhbarlar hangi masada bekledi? Eğer uyarılar geldiği hâlde gereği yapılmadıysa, bunun da hesabı sorulmalı. Devlet Denetleme Kurulunun incelemesi yöneticiler kadar denetim zincirini de aydınlatmalı.
Soruşturma sürüyor. Adı geçen herkes suçlu ilan edilemez; tutuklama mahkûmiyet değildir. Fakat bu kural, kamu adına görev yapanların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Para nereye gitti? Yöneticiler ve yakınları kriz öncesinde hangi işlemleri yaptı? İsviçre’ye gönderildiği bildirilen milyonlarca dolar ve avronun kaynağı, alıcısı ve amacı neydi? Her cevap belgeye dayanmalı; haksız kazanç tespit edilirse hukuk içinde geri alınmalı.
Vatandaş, “Gücü olan kuralları yok sayıyor, yapanın yanına kâr kalıyor” duygusuna kapılırsa piyasaya da kurumlara da güvenemez. Bu yüzden vatandaş, sen de kendine hâkim ol. Bugün paranı kime emanet edeceğine, hangi vaade inanacağına iyi bak. Yüksek getiri sözüne değil; riskin nasıl açıklandığına, fonun neye yatırım yaptığına ve denetimin gerçekten işleyip işlemediğine bak. Bu, mağduru suçlamak değil; insanın kendi emeğini korumasıdır.
455 bin 758 yatırımcı yalnızca parasını değil, gerçeği de bekliyor. Tasfiyeyi yürüten bankalar fonların varlıklarını, satış fiyatlarını, giderlerini ve ödeme takvimini düzenli açıklamalı. “Süreç devam ediyor” cümlesi yetmez. Bu krizde sorumlular kim olursa olsun hesap vermeli; ihmali bulunanlar da ortaya çıkarılmalı. Vatandaşın birikimi, birkaç kişinin Monopoly oynar gibi harcayabileceği para değildir. Sermaye piyasasına güven, ancak şeffaflık, hesap verebilirlik ve gerçek denetimle yeniden kurulur.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
Fon Krizi ve Emek
Bir insan yıllarca çalışır. Kimi evinden, kimi emekliliğinden, kimi çocuğunun eğitiminden kısar. Birikimini geleceğini güvenceye almak için fona yatırır. O para ekrandaki bir rakamdan ibaret değildir. İçinde mesai, sabır, ertelenmiş ihtiyaçlar ve ailelerin umudu vardır.
Bugün 7 portföy yönetim şirketinin kurduğu 131 fon tasfiye sürecinde. Bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Fonların alım satıma kapatılması, vatandaşların parasına hemen ulaşamaması ve Borsa İstanbul’da yaşanan sert dalgalanma, krizin yalnızca şirketlerin iç meselesi olmadığını gösterdi. Bu, yatırımcının birikimini, piyasa güvenini ve denetim sorumluluğunu ilgilendiren bir krizdir.
Fonlara yönelen paranın ardında ülkenin ekonomik koşulları da var. İnsanlar geçim sıkıntısından çıkış arıyor. Gençler, ailelerinin yıllarca çalışmasına rağmen ev ve araba sahibi olamadığını, emeğin hayatı değiştirmeye yetmediğini görüyor. Önlerinde ise 20, 30, 40 yaşlarında kısa sürede zenginleştiği düşünülen insanlar var. Kolay zenginleşme örnekleri çoğaldıkça, “Ben de yüzde bir, yüzde iki ihtimalle hayatımı değiştirebilirim” düşüncesi güçleniyor. Kimi bahse, kimi kumara, kimi de riskini tam anlamadan hisseye ve fona yöneliyor. Bu arayışın içinde yalnızca kazanç isteği değil, geçim baskısı ve geleceğe dair güvensizlik de var.
Tam da bu nedenle, fon yönetenlerin sorumluluğu ağırdır. Milyarlarca liralık parayı yönetirken piyasayı Monopoly tahtası, vatandaşın birikimini de oyun parası gibi göremezsiniz. Hisse fiyatı yükseldi diye kâğıt üzerindeki kazanç gerçek para olmaz. Fon büyüdü diye sınırsız risk alma hakkı doğmaz. Alın teriyle, helal emekle kazanılmış para böyle harcanmaz; böyle savrulamaz.
Krizde insanların aklındaki soru açık: Param ne olacak, ne zaman alacağım, ne kadarı geri dönecek? Kesin cevap henüz yok. Fon varlıkları satılacak, hesaplar karşılaştırılacak ve ödeme yatırımcıların payına göre yapılacak. Fakat fonun ilan edilen büyüklüğü, kasada aynı miktarda nakit olduğu anlamına gelmiyor. Varlıkların hangi fiyattan satılacağı, yatırımcının eline geçecek tutarı belirleyecek. Gerçek kayıp, her fonun varlığı ve satış değeri hesaplandığında ortaya çıkacak.
Kamuoyuna yansıyan iddialara göre, bazı fonların işlem hacmi sınırlı hisselerde yoğunlaşması fiyatları ve fonların kâğıt üzerindeki değerini artırmış olabilir. Yükselen getiriler yeni yatırımcıları çekmiş, artan para girişi de aynı hisselerdeki alımları büyütmüş olabilir. Bu işin kaymağını bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar küçük bir grup mı yedi? Kim destek çıktı, kim göz yumdu, kim görmezden geldi? Bu soruların cevabı söylentiyle değil, emir kayıtları, para akışları ve gerçek faydalanıcıların ortaya çıkarılmasıyla verilmelidir. Henüz mahkemece kanıtlanmış bir suç yok; ama bu sorular da cevapsız bırakılamaz.
Bugünkü tablo, görevini yapması gereken yetkililerin zamanında harekete geçip geçmediği konusunda ciddi kuşku doğuruyor. SPK olağan dışı fiyat hareketlerini, düşük işlem hacimli hisselerdeki yoğunlaşmayı ve fonların iadeleri karşılama gücünü daha önce görebilir miydi? Borsa İstanbul’un gözetim sistemleri hangi uyarıları üretti? İhbarlar hangi masada bekledi? Eğer uyarılar geldiği hâlde gereği yapılmadıysa, bunun da hesabı sorulmalı. Devlet Denetleme Kurulunun incelemesi yöneticiler kadar denetim zincirini de aydınlatmalı.
Soruşturma sürüyor. Adı geçen herkes suçlu ilan edilemez; tutuklama mahkûmiyet değildir. Fakat bu kural, kamu adına görev yapanların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Para nereye gitti? Yöneticiler ve yakınları kriz öncesinde hangi işlemleri yaptı? İsviçre’ye gönderildiği bildirilen milyonlarca dolar ve avronun kaynağı, alıcısı ve amacı neydi? Her cevap belgeye dayanmalı; haksız kazanç tespit edilirse hukuk içinde geri alınmalı.
Vatandaş, “Gücü olan kuralları yok sayıyor, yapanın yanına kâr kalıyor” duygusuna kapılırsa piyasaya da kurumlara da güvenemez. Bu yüzden vatandaş, sen de kendine hâkim ol. Bugün paranı kime emanet edeceğine, hangi vaade inanacağına iyi bak. Yüksek getiri sözüne değil; riskin nasıl açıklandığına, fonun neye yatırım yaptığına ve denetimin gerçekten işleyip işlemediğine bak. Bu, mağduru suçlamak değil; insanın kendi emeğini korumasıdır.
455 bin 758 yatırımcı yalnızca parasını değil, gerçeği de bekliyor. Tasfiyeyi yürüten bankalar fonların varlıklarını, satış fiyatlarını, giderlerini ve ödeme takvimini düzenli açıklamalı. “Süreç devam ediyor” cümlesi yetmez. Bu krizde sorumlular kim olursa olsun hesap vermeli; ihmali bulunanlar da ortaya çıkarılmalı. Vatandaşın birikimi, birkaç kişinin Monopoly oynar gibi harcayabileceği para değildir. Sermaye piyasasına güven, ancak şeffaflık, hesap verebilirlik ve gerçek denetimle yeniden kurulur.