Hava Durumu

Gelişecek miyiz?

Yazının Giriş Tarihi: 15.06.2016 18:38
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.06.2016 18:38
Değişimin hızla yaşandığı bir dünyada yaşıyoruz. Ancak değişim az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde farklı, gelişmiş ülkelerde farklı yaşanıyor. Kimileri değişimden çok mutlu. Çünkü yaşanan bu değişim güçlüyü daha güçlü, zengini daha zengin yapmakta. Kimileri bu değişimden hiç de mutlu değil. Çünkü onlar bu değişim sonucunda güçlerini kaybediyorlar. Çünkü onlar, uzun maraton koşan bir atlet kadar yorgunlar. Öylesine yorgunlar ki, yürürken bile zorlanıyorlar. Yorulanlar, yaşanan bu değişime karşı geliyorlar, tepki gösteriyorlar. Bu tepkiler kimi zaman ideolojik kimi zaman terör boyutunda olabiliyor. Değişime direnenler tepkilerini öylesine büyütüyorlar ki, masum insanların ölümü bile onların tepkilerinin dinmesine yetmiyor.

İnsanların bir bölümü yüksek hayat standartları içinde yaşamlarını sürdürürken, çoğunlukta olan diğer bölüm ise açlıkla boğuşuyor, sadece karnını doyurmanın yollarını arıyor. Krizler birbiri arkasına devam ediyor, bölgesel çatışmalar artıyor, huzursuzluklar çoğalıyor, geleceğe karamsar bakan insanların sayıları korkunç rakamlara ulaşıyor. Tüm bunlar olurken, gelir adaletsizliği artıyor ve değişimden memnun olmayanların sayıları sürekli çoğalıyor.

Herkes birbirine suçlu kim diye soruyor? Büyük çoğunluk “küreselleşme” diye cevap veriyor.

1980’li yılların başlarından itibaren hayatımıza yerleşen bir kavram küreselleşme. Konuşmalarımızın başı küreselleşme ile başlıyor. Sonu küreselleşme ile bitiyor. Küresel ekonomi diyoruz. Küresel terör diyoruz. Küresel ısınma diyoruz. Küresel kültür diyoruz. Başarısızlıklarımıza mazeret olarak hep bu kavramı gösteriyoruz.

Peki, biz ne yapıyoruz?

Türkiye ne yapıyor?

Değişime mi direneceğiz? Yoksa değişime rağmen mi diyeceğiz. Değişimi engelleme gibi bir şansımız yok. O halde değişime rağmen deyip yolumuza devem edeceğiz. Nasıl mı? diye sorarsanız tabi ki Atatürk başta olmak kaydıyla birçok devlet büyüğümüzün ileri görüşleri ile düşüncesi ile. Onların tuttuğu fenerden yayılan ışıktan feyz alarak, güç alarak, ulusal onurumuzu, ulusal kimliğimizi ve ulusal egemenliğimizi kaybetmeden.

Yenidünya düzenini kurmaya çalışanların araç olarak kullandıkları bir süreç olarak ortaya çıkan küreselleşmenin kazananları ve kaybedenleri hep aynı. Bu süreçte gelişmiş ülkeler kazanıyor, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler kaybediyor, kaybetmeye mecbur bırakılıyor. Az da olsa kaybetmeyenler de var. Kaybedenlerden olmamak için akıllı politikalar, uzun vadeli stratejiler belirlemek gerekiyor. Gelişmekte olup da ulusallığa önem vererek milli politikalar üretenler küreselleşmenin artılarını hanelerine yazdırarak kazançlı çıkıyorlar.

Küreselleşmenin ulusal kültürlerini yok edeceğini, çevre kirliliğini artıracağını, doğayı daha fazla tahrip edeceğini düşünenler, teknolojide yaşanan hızlı gelişmeler sonucu işsiz kalanlar, büyüyen gelir adaletsizliğini kabul etmeyenler küreselleşmeye karşı direnen çeşitli grupları oluşturuyorlar. Etnik kimlik arayışları ön plana çıkıyor, aşırı milliyetçilik akımları ve yabancı düşmanlıkları artıyor. Ülkeler parçalanmaya, yeni devletler ortaya çıkmaya başlıyor. Dünyayı daha fazla küçültmek için daha çok ülkenin olması gerektiğini savunanlar, yaşanan bu gelişmelerden mutlu oluyorlar. Bu arada coğrafyası ve tarihi geçmişi ile önemli bir yerde olan Türkiye de bu süreçten fazlası ile etkileniyor.

Türkiye, “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen liderine verdiği sözleri unutuyor. Ekonomik ve siyasi hayatta bağımlılığını artırmaya devam ediyor. Nereye kadar mı? Kim bilir?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.