Hava Durumu

Güçlünün Hukuku mu, Hukukun Gücü mü?

Yazının Giriş Tarihi: 28.06.2026 23:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.06.2026 23:05

"Adalet mülkün temelidir" sözü, bu topraklarda en çok bilinen sözlerden biridir. Ancak bugün aynı toplumda adalete duyulan güvenin ciddi şekilde zedelendiğini gösteren araştırmalar yapılıyor. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:

Sorun gerçekten adaletin yokluğu mu, yoksa adalet karşısındaki sessizliğimiz mi?

Geçtiğimiz günlerde Bursa'nın Yıldırım ilçesinde, yakın bir arkadaşımın yaşadığı sitede bulunduğum sırada yaşanan bir olay, bu soruyu yeniden düşünmeme neden oldu.

Genç bir kadın yeni bir araç satın almıştı. Aracını almadan önce, kendisine tahsis edilen park alanını kullanan komşularına giderek durumu bildirmişti. Yakında aracının geleceğini ve kendi park yerini kullanacağını söylemişti. Karşı taraftan olumsuz bir tepki de almamıştı. Aksine, "Olur", "Tamam", "Hallederiz" gibi sözlerle karşılanmıştı.

Fakat gün gelip yeni aracıyla siteye geldiğinde gördü ki verilen sözlerin hiçbir karşılığı yoktu.

Kendisine ait park alanı hâlâ başkasının ikinci aracı tarafından kullanılmaya devam ediyordu.

Genç kadın hakkını istedi.

Ne fazlasını...

Ne başkasına ait olanı...

Sadece kendisine ait olanı...

Fakat o andan sonra yaşananlar, bir park yeri tartışmasından çok daha büyük bir gerçeği ortaya çıkardı.

Haklı olan genç kadındı.

Ancak güçlü olan o değildi.

Karşı tarafta daha kalabalık bir grup vardı. Daha yüksek sesle konuşanlar vardı. Daha baskın davrananlar vardı.

Bir süre sonra mesele kimin haklı olduğu olmaktan çıktı.

Mesele kimin daha güçlü olduğu meselesine dönüştü.

İşte tam da burada adalet yara alıyor.

Çünkü bir toplumda haklı olmak yetmiyorsa, insanların yanında duranların sayısı haklılıktan daha önemli hale geliyorsa, kurallar değil kalabalıklar belirleyici oluyorsa, orada hukukun gücü değil, güçlünün hukuku konuşmaya başlıyor.

O gün beni en çok üzen şey genç kadına yöneltilen sözler değildi.

Beni asıl üzen, çevredeki insanların sessizliğiydi.

Çünkü orada bulunan birçok kişi gerçeği biliyordu.

Park yerinin kime ait olduğunu biliyorlardı.

Genç kadının haftalar öncesinden durumu bildirdiğini biliyorlardı.

Haksızlığın nerede olduğunu görüyorlardı.

Ama susuyorlardı.

Daha sonra kendi aralarında haklıyı konuşanlar, hakikatin söylenmesi gereken anda sessiz kalmayı tercih etmişlerdi.

İnsan bazen haksızlık yapanlardan çok, haksızlığı görüp susanlara kırılıyor.

Çünkü adaletsizlik çoğu zaman kötü insanların gücünden değil, iyi insanların sessizliğinden besleniyor.

Bugün sadece bir site otoparkında yaşanan olaydan söz etmiyoruz.

Bugün Ankara'da sesini duyurmaya çalışan öğretmenlerden söz ediyoruz.

Toprağı kamulaştırma nedeniyle elinden alınan ve yılların emeğini kaybettiğini düşünen köylü kadından söz ediyoruz.

Mülakatlarda hakkının yendiğine inanan gençlerden söz ediyoruz.

Siyasi görüşü nedeniyle dışlandığını düşünen insanlardan söz ediyoruz.

Mahkemelerde, kurumlarda, iş yerlerinde, okul koridorlarında hakkını arayan insanlardan söz ediyoruz.

Bu insanların hepsinin ortak bir cümlesi var:

"Beni dinleyen oldu mu?"

Çünkü insanlar çoğu zaman haklı çıkmak için değil, duyulmak için mücadele ediyor.

Ne yazık ki günümüzün en büyük tehlikesi de burada başlıyor.

Adaletin yerini yavaş yavaş güç almaya başlıyor.

Haklı olan değil, kalabalık olan...

Doğru olan değil, etkili olan...

Mazlum olan değil, güçlü olan kazanıyormuş gibi bir algı oluşuyor.

Oysa medeniyet dediğimiz şey tam tersidir.

Medeniyet, güçlü olanın değil haklı olanın korunmasıdır.

Çoğunluğun değil doğrunun esas alınmasıdır.

Kalabalığın değil vicdanın rehber olmasıdır.

Bugün bir genç kadının otoparktaki hakkı için sessiz kalanlar, yarın kendi hakları için aynı sessizlikle karşılaşabilirler.

Bugün bir öğretmenin feryadını duymayanlar, yarın kendi çocuklarının sesini duyuramayabilirler.

Bugün bir çiftçinin toprağı için susanlar, yarın kendi emekleri karşısında yalnız kalabilirler.

Çünkü adalet seçerek savunulabilecek bir değer değildir.

Adalet ya herkes için vardır ya da hiç kimse için güvence değildir.

Ve unutulmamalıdır ki; bir ülkede insanların en büyük korkusu haksızlığa uğramak değildir.

Asıl korku, haksızlığa uğradığında yanında kimsenin durmayacağını bilmektir.

İşte bu yüzden mesele bir park yeri meselesi değildir.

Mesele, hukukun gücünün mü, yoksa güçlünün hukukunun mu hakim olacağı meselesidir.

Ve bu sorunun cevabı yalnızca mahkemelerde değil, her gün bizim vicdanlarımızda verilmektedir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.