Öyle şeyler oluyor ki yalnızca gündem değil, insanın zihni de yoruluyor. Bir açıklama diğerini hükümsüz bırakıyor. Dün verilen söz bugün unutuluyor. Hukukta, siyasette, eğitimde, sağlıkta, güvenlikte, sosyal yardımlaşmada, yargıda, yasamada, inançta ve liyakatte aynı soru büyüyor. Bu karmaşa kendiliğinden mi oluşuyor, yoksa insanların neye inanacağını şaşırması özellikle mi isteniyor?
Çünkü güvenini kaybeden insan yalnızca kurumlara şüpheyle bakmaz. Bir süre sonra kendi aklından, kendi kararlarından ve hatta değiştirme gücünden de kuşku duymaya başlar. Asıl tehlike tam burada başlar. İnsanlara sürekli kötülük, usulsüzlük, kayırmacılık ve adaletsizlik gösterildiğinde zihinlerinde sessiz bir düşünce oluşur. Demek ki düzen böyle. Demek ki dürüstlük işe yaramıyor. Demek ki güçlü bir tanıdığın yoksa hiçbir yere varamazsın. İşte insanı umutsuzluğa sürükleyen şey yalnızca yaşanan haksızlıklar değil, bu haksızlıkların değişmez olduğuna inandırılmasıdır.
Bugün insan aklını yalnızca görünenlerle kirletmemelidir. Her yüksek ses doğruyu söylemez. Her kalabalık haklılığı göstermez. Her başarı alın teriyle elde edilmediği gibi, her sessizlik de kabulleniş değildir. Görünenin arkasındaki niyeti, olayların kime yaradığını ve toplumda hangi duyguyu büyüttüğünü dikkatle değerlendirmek gerekir. Çünkü bazen önümüze getirilen olaydan daha önemli olan, o olay karşısında nasıl hissetmemizin istendiğidir.
Belki de bize sürekli çaresiz olduğumuz düşündürülüyor. Belki de her yeni karmaşayla güven duygumuz biraz daha aşındırılıyor. İnsan kendi kendine sormalıdır. Etrafımda olup bitenler benim güvenimi mi yok etmeye çalışıyor? Beni tamamen umutsuzluğa mı itiyor? Aklımı ve irademi başkalarının yönlendirmesine mi bırakıyorum?
Bu soruları sormak karamsarlık değildir. Tam tersine, insanın kendi iradesine yeniden sahip çıkmasıdır.
Elbette kötülük birçok yerde görünür olabilir. Usulsüzlük kendisine gösterişli yollar açabilir. Bazı uygulamalar yalnızca güçlü olanların işine yarayabilir. Dayısı olanlar ilerliyor, çevresi olanlar zenginleşiyor, liyakati olmayanlar makam sahibi oluyor gibi görünebilir. Fakat bunların sürekli görünür olması, iyiliğin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Kötülük çoğu zaman gürültülüdür. İyilik ise sessizce çalışır, üretir, dayanır ve zamanı geldiğinde kalıcı olanı kurar.
İnsanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik, güven duygusunu başkalarının insafına bırakmamaktır. Güvenmek safça inanmak değildir. Gerçeği araştırmak, yanlışı sorgulamak, doğru bildiğini savunmak ve her şeye rağmen ahlaklı kalabilmektir. Çevremizde yaşananlara bakıp her şey böyle geldi, böyle gider demek kolaydır. Asıl cesaret, hiçbir düzenin sonsuza kadar aynı kalmayacağını bilerek vicdanın tarafında durabilmektir.
İradenize sahip çıkın. Aklınızı kiraya vermeyin. Umudunuzu günlük gelişmelerin insafına bırakmayın. Size çaresiz olduğunuzu düşündüren her görüntünün karşısına sorgulayan bir zihinle çıkın. Çünkü güvenini koruyan insan yönetilebilir bir kalabalığın parçası olmaz. Kendi kararını verir, kendi yönünü belirler ve gerektiğinde değişimin başlangıcı olur.
Emin olun, geçici kazançlar sahiplerini bir süre yükseltebilir. Ancak hiçbir güç vicdanın hükmünden, hiçbir ayrıcalık adaletin ihtiyacından, hiçbir gösteriş hakikatin karşısından sonsuza kadar kaçamaz. Sonunda kalıcı olan ahlaktır. Kazanacak olan iyiliktir. İnsanlığın yönünü belirleyecek olan da güvenini kaybetmeyenlerin iradesidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
Güvenimizi Kim Yönetiyor?
Öyle şeyler oluyor ki yalnızca gündem değil, insanın zihni de yoruluyor. Bir açıklama diğerini hükümsüz bırakıyor. Dün verilen söz bugün unutuluyor. Hukukta, siyasette, eğitimde, sağlıkta, güvenlikte, sosyal yardımlaşmada, yargıda, yasamada, inançta ve liyakatte aynı soru büyüyor. Bu karmaşa kendiliğinden mi oluşuyor, yoksa insanların neye inanacağını şaşırması özellikle mi isteniyor?
Çünkü güvenini kaybeden insan yalnızca kurumlara şüpheyle bakmaz. Bir süre sonra kendi aklından, kendi kararlarından ve hatta değiştirme gücünden de kuşku duymaya başlar. Asıl tehlike tam burada başlar. İnsanlara sürekli kötülük, usulsüzlük, kayırmacılık ve adaletsizlik gösterildiğinde zihinlerinde sessiz bir düşünce oluşur. Demek ki düzen böyle. Demek ki dürüstlük işe yaramıyor. Demek ki güçlü bir tanıdığın yoksa hiçbir yere varamazsın. İşte insanı umutsuzluğa sürükleyen şey yalnızca yaşanan haksızlıklar değil, bu haksızlıkların değişmez olduğuna inandırılmasıdır.
Bugün insan aklını yalnızca görünenlerle kirletmemelidir. Her yüksek ses doğruyu söylemez. Her kalabalık haklılığı göstermez. Her başarı alın teriyle elde edilmediği gibi, her sessizlik de kabulleniş değildir. Görünenin arkasındaki niyeti, olayların kime yaradığını ve toplumda hangi duyguyu büyüttüğünü dikkatle değerlendirmek gerekir. Çünkü bazen önümüze getirilen olaydan daha önemli olan, o olay karşısında nasıl hissetmemizin istendiğidir.
Belki de bize sürekli çaresiz olduğumuz düşündürülüyor. Belki de her yeni karmaşayla güven duygumuz biraz daha aşındırılıyor. İnsan kendi kendine sormalıdır. Etrafımda olup bitenler benim güvenimi mi yok etmeye çalışıyor? Beni tamamen umutsuzluğa mı itiyor? Aklımı ve irademi başkalarının yönlendirmesine mi bırakıyorum?
Bu soruları sormak karamsarlık değildir. Tam tersine, insanın kendi iradesine yeniden sahip çıkmasıdır.
Elbette kötülük birçok yerde görünür olabilir. Usulsüzlük kendisine gösterişli yollar açabilir. Bazı uygulamalar yalnızca güçlü olanların işine yarayabilir. Dayısı olanlar ilerliyor, çevresi olanlar zenginleşiyor, liyakati olmayanlar makam sahibi oluyor gibi görünebilir. Fakat bunların sürekli görünür olması, iyiliğin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Kötülük çoğu zaman gürültülüdür. İyilik ise sessizce çalışır, üretir, dayanır ve zamanı geldiğinde kalıcı olanı kurar.
İnsanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik, güven duygusunu başkalarının insafına bırakmamaktır. Güvenmek safça inanmak değildir. Gerçeği araştırmak, yanlışı sorgulamak, doğru bildiğini savunmak ve her şeye rağmen ahlaklı kalabilmektir. Çevremizde yaşananlara bakıp her şey böyle geldi, böyle gider demek kolaydır. Asıl cesaret, hiçbir düzenin sonsuza kadar aynı kalmayacağını bilerek vicdanın tarafında durabilmektir.
İradenize sahip çıkın. Aklınızı kiraya vermeyin. Umudunuzu günlük gelişmelerin insafına bırakmayın. Size çaresiz olduğunuzu düşündüren her görüntünün karşısına sorgulayan bir zihinle çıkın. Çünkü güvenini koruyan insan yönetilebilir bir kalabalığın parçası olmaz. Kendi kararını verir, kendi yönünü belirler ve gerektiğinde değişimin başlangıcı olur.
Emin olun, geçici kazançlar sahiplerini bir süre yükseltebilir. Ancak hiçbir güç vicdanın hükmünden, hiçbir ayrıcalık adaletin ihtiyacından, hiçbir gösteriş hakikatin karşısından sonsuza kadar kaçamaz. Sonunda kalıcı olan ahlaktır. Kazanacak olan iyiliktir. İnsanlığın yönünü belirleyecek olan da güvenini kaybetmeyenlerin iradesidir.