İki Üniversite, Bir Yüksek Lisans, Yine de İş Yok!
Yazının Giriş Tarihi: 16.09.2026 13:27
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.09.2026 13:28
Bir ülkenin gençleri iş ararken yalnızca kapıları değil, hayatlarının en kıymetli yıllarını da aşındırıyorsa, orada mesele bireysel değildir. Hele iki üniversite bitirmiş, yüksek lisans yapmış, stajlara ve eğitimlere katılmış bir genç hala "Daha ne yapmam gerekiyor?" diye soruyorsa, cevabı gençte değil, sistemde aramak gerekir!
Adına Mert diyelim. Anadolu kentlerinden birinde yaşayan binlerce gençten biri. İlk üniversitesini bitirdiğinde iş bulamadı. Çevresinden "Tek diploma artık yetmiyor, ikinci bir bölüm oku." denildi. Okudu. İkinci üniversitesini de tamamladı. Bu defa "Uzmanlaşman gerekiyor." dediler. Yüksek lisansa başladı. Tez yazdı, araştırma yaptı, seminerlere katıldı. Yine yetmedi! Yabancı dilini geliştirdi, sertifika programlarına katıldı, gönüllü faaliyetlerde görev aldı. Öz geçmişi uzadı, fakat önündeki yol açılmadı.
Ailesi yıllarca imkanlarını zorladı. Kimi zaman kredi çekildi, kimi zaman evin başka bir ihtiyacı ertelendi. Mert, iki ayrı üniversite eğitimi sırasında zorunlu ve gönüllü stajlar yaptı. Sabah çalışanlarla aynı saatte iş yerine girdi, verilen görevleri yerine getirdi, kimi zaman eksik personelin yükünü taşıdı. Staj sona erdiğinde ise elinde gerçek bir iş güvencesi değil, dosyaya koyacağı yeni bir belge kaldı. Çünkü çalışırken çalışan sayıldı, hak istediğinde öğrenci olduğu hatırlatıldı!
Yüksek lisansını tamamladıktan sonra onlarca kuruma başvurdu. Bazı işverenler deneyim istedi. Deneyim kazanabileceği işler ya ücretsizdi ya da ulaşım ve yemek masrafını karşılamayacak kadar düşük ücretliydi. Bazı görüşmelerde ise "Fazla niteliklisiniz." cevabını aldı. Bir tarafta yetersiz deneyim, diğer tarafta fazla eğitim! Genç hangi kapıya yönelse karşısına başka bir gerekçe çıktı.
Kamuya yöneldi, sınava hazırlandı. Yüksek puan aldı, fakat yeterli kadro açılmadı. Bir yıl daha bekledi. Bu sırada kendi alanının dışında, kısa süreli ve düşük ücretli işlerde çalıştı. İki üniversite diploması ve yüksek lisans derecesi evdeki çekmecede dururken, o ay sonunda yol parasını hesaplamak zorunda kaldı. Çevresinden tanıdık cümleler gelmeye başladı. "Biraz daha girişken ol." "İş beğenmiyorsun." "Bu kadar okumasaydın bir işe girerdin."
İşte toplumsal sorun tam burada büyüyor. Sistemin ortaya çıkardığı sonuç, gencin kişisel başarısızlığı gibi onun omuzlarına bırakılıyor. İşsizlik yalnızca gelirden mahrum kalmak değildir. Gencin bilgisinin körelmesi, ailesine bağımlı yaşaması, gelecek planlarının sürekli ertelenmesidir. Ev kuramamak, başka bir şehre taşınamamak, sosyal hayattan çekilmek, hayal kurarken bile maliyet hesabı yapmak demektir.
Mert bir süre sonra iş aramaktan değil, sürekli kendisini kanıtlamak zorunda bırakılmaktan yoruluyor. Her reddedilişte bir sertifika daha alıyor, bir sınava daha giriyor, öz geçmişine yeni bir satır ekliyor. Fakat sorun gerçekten onun eğitimindeki eksiklik mi? İki üniversite ve yüksek lisans sonrasında hala bir gence "Kendini biraz daha geliştir." diyorsak, belki de geliştirilmesi gereken genç değildir. Geliştirilmesi gereken, eğitim ile istihdam arasındaki bozuk düzendir!
Bugün sosyal medyada aile sağlığı merkezi çalışanlarının işsiz kalma kaygısı, kısa süreli sözleşmeler, kamu personeli sınavı ek atama talepleri, stajyer ve çırakların hak arayışı konuşuluyor. Birbirinden farklı görünen bütün bu başlıklar aynı yaranın farklı yerlerinden ses veriyor. Sağlık çalışanı, öğretmen adayı, yüksek lisans mezunu, stajyer, çırak. Hepsinin ortak talebi aynı. Ayrıcalık değil, aldığı eğitimin, verdiği emeğin ve harcadığı yılların karşılığını istiyor.
Mesele yalnızca herhangi bir iş bulmak değildir. Bulunan işin insan onuruna uygun, güvenceli ve sürdürülebilir olması gerekiyor. Bir genci üç aylık sözleşmeden altı aylık programa, oradan ücretsiz staja taşıyarak istihdam sağlamış olmuyoruz. Yalnızca işsizliğin şeklini değiştiriyoruz. Genç çalışıyor, fakat yarın işine devam edip etmeyeceğini bilmiyor. Maaş alıyor, ama kiraya çıkamıyor. Uzmanlaşıyor, fakat uzmanı olduğu işi yapamıyor.
Staj imkanları adil, erişilebilir ve güvenli hale getirilmelidir. Staj, kurumlara ücretsiz veya düşük maliyetli iş gücü sağlayan bir düzen olmamalıdır. Genç yaptığı işin karşılığını almalı, sigorta sistemi onu çalışma hayatının gerçek bir parçası olarak görmelidir. Yıllarca staj yapmasına rağmen mezun olduğunda "Deneyimsiz." sayılan bir düzen, kendi içinde ciddi bir çelişki taşımıyor mu?
Kamu atamalarındaki belirsizlik de insanların hayatını askıda bırakıyor. Gençlerden yıllarca eğitim almaları, sınavlara girmeleri ve yüksek puan toplamaları isteniyor. Ardından kaç kişinin, ne zaman atanacağı belirsiz kalıyor. Bekleyen her gençle birlikte bir aile de bekliyor.
Mert tek kişi değil. İsmi, bölümü ve yaşadığı şehir değişiyor, karşılaştığı duvar değişmiyor. Bugün iki üniversite ve yüksek lisans mezunu bir gencin mesleğe başlayamamasını kişisel sorun olarak görürsek, yarın nitelikli insan kaybını, beyin göçünü, toplumsal öfkeyi ve geleceğe duyulan güvensizliği konuşuruz.
Gençlere sürekli sabretmelerini söylüyoruz. Peki, sistem ne zaman sorumluluk alacak? Gençlerin istediği ayrıcalık değil. Emeklerinin görülmesi, mesleklerine başlayabilmeleri ve kendi hayatlarını kurabilecekleri bir gelir!
İki üniversite bitirmiş, yüksek lisans yapmış bir gence hala "Biraz daha hazırlan." diyorsanız, o genç eksik değildir. Eksik olan, ona yer açamayan düzendir!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
İki Üniversite, Bir Yüksek Lisans, Yine de İş Yok!
Bir ülkenin gençleri iş ararken yalnızca kapıları değil, hayatlarının en kıymetli yıllarını da aşındırıyorsa, orada mesele bireysel değildir. Hele iki üniversite bitirmiş, yüksek lisans yapmış, stajlara ve eğitimlere katılmış bir genç hala "Daha ne yapmam gerekiyor?" diye soruyorsa, cevabı gençte değil, sistemde aramak gerekir!
Adına Mert diyelim. Anadolu kentlerinden birinde yaşayan binlerce gençten biri. İlk üniversitesini bitirdiğinde iş bulamadı. Çevresinden "Tek diploma artık yetmiyor, ikinci bir bölüm oku." denildi. Okudu. İkinci üniversitesini de tamamladı. Bu defa "Uzmanlaşman gerekiyor." dediler. Yüksek lisansa başladı. Tez yazdı, araştırma yaptı, seminerlere katıldı. Yine yetmedi! Yabancı dilini geliştirdi, sertifika programlarına katıldı, gönüllü faaliyetlerde görev aldı. Öz geçmişi uzadı, fakat önündeki yol açılmadı.
Ailesi yıllarca imkanlarını zorladı. Kimi zaman kredi çekildi, kimi zaman evin başka bir ihtiyacı ertelendi. Mert, iki ayrı üniversite eğitimi sırasında zorunlu ve gönüllü stajlar yaptı. Sabah çalışanlarla aynı saatte iş yerine girdi, verilen görevleri yerine getirdi, kimi zaman eksik personelin yükünü taşıdı. Staj sona erdiğinde ise elinde gerçek bir iş güvencesi değil, dosyaya koyacağı yeni bir belge kaldı. Çünkü çalışırken çalışan sayıldı, hak istediğinde öğrenci olduğu hatırlatıldı!
Yüksek lisansını tamamladıktan sonra onlarca kuruma başvurdu. Bazı işverenler deneyim istedi. Deneyim kazanabileceği işler ya ücretsizdi ya da ulaşım ve yemek masrafını karşılamayacak kadar düşük ücretliydi. Bazı görüşmelerde ise "Fazla niteliklisiniz." cevabını aldı. Bir tarafta yetersiz deneyim, diğer tarafta fazla eğitim! Genç hangi kapıya yönelse karşısına başka bir gerekçe çıktı.
Kamuya yöneldi, sınava hazırlandı. Yüksek puan aldı, fakat yeterli kadro açılmadı. Bir yıl daha bekledi. Bu sırada kendi alanının dışında, kısa süreli ve düşük ücretli işlerde çalıştı. İki üniversite diploması ve yüksek lisans derecesi evdeki çekmecede dururken, o ay sonunda yol parasını hesaplamak zorunda kaldı. Çevresinden tanıdık cümleler gelmeye başladı. "Biraz daha girişken ol." "İş beğenmiyorsun." "Bu kadar okumasaydın bir işe girerdin."
İşte toplumsal sorun tam burada büyüyor. Sistemin ortaya çıkardığı sonuç, gencin kişisel başarısızlığı gibi onun omuzlarına bırakılıyor. İşsizlik yalnızca gelirden mahrum kalmak değildir. Gencin bilgisinin körelmesi, ailesine bağımlı yaşaması, gelecek planlarının sürekli ertelenmesidir. Ev kuramamak, başka bir şehre taşınamamak, sosyal hayattan çekilmek, hayal kurarken bile maliyet hesabı yapmak demektir.
Mert bir süre sonra iş aramaktan değil, sürekli kendisini kanıtlamak zorunda bırakılmaktan yoruluyor. Her reddedilişte bir sertifika daha alıyor, bir sınava daha giriyor, öz geçmişine yeni bir satır ekliyor. Fakat sorun gerçekten onun eğitimindeki eksiklik mi? İki üniversite ve yüksek lisans sonrasında hala bir gence "Kendini biraz daha geliştir." diyorsak, belki de geliştirilmesi gereken genç değildir. Geliştirilmesi gereken, eğitim ile istihdam arasındaki bozuk düzendir!
Bugün sosyal medyada aile sağlığı merkezi çalışanlarının işsiz kalma kaygısı, kısa süreli sözleşmeler, kamu personeli sınavı ek atama talepleri, stajyer ve çırakların hak arayışı konuşuluyor. Birbirinden farklı görünen bütün bu başlıklar aynı yaranın farklı yerlerinden ses veriyor. Sağlık çalışanı, öğretmen adayı, yüksek lisans mezunu, stajyer, çırak. Hepsinin ortak talebi aynı. Ayrıcalık değil, aldığı eğitimin, verdiği emeğin ve harcadığı yılların karşılığını istiyor.
Mesele yalnızca herhangi bir iş bulmak değildir. Bulunan işin insan onuruna uygun, güvenceli ve sürdürülebilir olması gerekiyor. Bir genci üç aylık sözleşmeden altı aylık programa, oradan ücretsiz staja taşıyarak istihdam sağlamış olmuyoruz. Yalnızca işsizliğin şeklini değiştiriyoruz. Genç çalışıyor, fakat yarın işine devam edip etmeyeceğini bilmiyor. Maaş alıyor, ama kiraya çıkamıyor. Uzmanlaşıyor, fakat uzmanı olduğu işi yapamıyor.
Staj imkanları adil, erişilebilir ve güvenli hale getirilmelidir. Staj, kurumlara ücretsiz veya düşük maliyetli iş gücü sağlayan bir düzen olmamalıdır. Genç yaptığı işin karşılığını almalı, sigorta sistemi onu çalışma hayatının gerçek bir parçası olarak görmelidir. Yıllarca staj yapmasına rağmen mezun olduğunda "Deneyimsiz." sayılan bir düzen, kendi içinde ciddi bir çelişki taşımıyor mu?
Kamu atamalarındaki belirsizlik de insanların hayatını askıda bırakıyor. Gençlerden yıllarca eğitim almaları, sınavlara girmeleri ve yüksek puan toplamaları isteniyor. Ardından kaç kişinin, ne zaman atanacağı belirsiz kalıyor. Bekleyen her gençle birlikte bir aile de bekliyor.
Mert tek kişi değil. İsmi, bölümü ve yaşadığı şehir değişiyor, karşılaştığı duvar değişmiyor. Bugün iki üniversite ve yüksek lisans mezunu bir gencin mesleğe başlayamamasını kişisel sorun olarak görürsek, yarın nitelikli insan kaybını, beyin göçünü, toplumsal öfkeyi ve geleceğe duyulan güvensizliği konuşuruz.
Gençlere sürekli sabretmelerini söylüyoruz. Peki, sistem ne zaman sorumluluk alacak? Gençlerin istediği ayrıcalık değil. Emeklerinin görülmesi, mesleklerine başlayabilmeleri ve kendi hayatlarını kurabilecekleri bir gelir!
İki üniversite bitirmiş, yüksek lisans yapmış bir gence hala "Biraz daha hazırlan." diyorsanız, o genç eksik değildir. Eksik olan, ona yer açamayan düzendir!