Hava Durumu

İşgalci İsrail

Yazının Giriş Tarihi: 12.12.2017 12:47
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.12.2017 12:47

1947’ye kadar İsrail’in adı bile geçmediği Ortadoğu’da her şey ABD ve İngiltere’nin girişimiyle başladı. 29 Kasım 1947 günü ABD ve İngiltere’nin Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na yapmış olduğu yoğun baskı sayesinde İsrail Devleti‘nin resmen kurulmasıyla, Filistin topraklarında sistematik olarak Yahudileştirme operasyonu başladı. Kurulduğu günden bugüne kadar Filistin topraklarının çoğunu etnik temizlik ve kirli savaşlarla ele geçiren İsrail’in hedefinde şimdi de bölünmüş Filistin’in denize bakan kısmı Gazze’yi ele geçirme hayali içindedir.

BM’nin kararlarıyla da bu yok edilen köylerin sakinlerinin bir daha köylerine dönmesi engellendi. İsrail Mısır’ın kontrolündeki toprakları da ele geçirmek için 1967’de başka bir savaşı başlattı. İsrail bu savaşta Batı Yaka ve Gazze’yi de topraklarına katarak Filistin’den kalan toprakları işgal etti. Bu savaş sırasında İsrail toplam 400 bin Filistinliyi topraklarından çıkardı ve binlercesini katletti. Dünya ise bu katliamlardan bahsetmek yerine hâlâ Yahudi soykırımını konuşmaya devam etmektedir.

Filistin topraklarını 70 yılda adım adım işgal eden Siyonist İsrail, son saldırıyı da kendisi başlattığı halde, “savunma hakkımı kullanıyorum” diye yaygara kopararak dünya kamuoyunu ayağa kaldırmış ve bugün ABD hiçbir uluslararası anlaşmaya uymaksızın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma cüretinde bulunmuştur.

Eylül 2000’de ikinci intifada başladı. İntifada boyunca İsrail hep orantısız güç kullandı. Göstericilerin üzerine hakiki mühimmat kullandı. İntifadanın ilk 10 gününde 174 Filistinli öldürülürken, 3 bin Filistinli yaralandı. İsrail ayrıca Filistinlileri Batı Yaka’da saatlerce bekleten bir sürü kontrol noktası kurdu. Filistinlilerin hareket özgürlüğü büyük oranda kısıtlandı. Kudüs’e, sağlık kuruluşlarına, hastanelere, okullara, erişimi zorlaştırdı hatta çoğunu kısıtladı. Kısacası 3 milyon kişiyi hapishane ortamı oluşturulmuş bir bölgede yaşamaya zorladı. İsrailli asker herhangi bir Filistinliyi durdurup onu saatlerce bekletebilir hatta şiddet uygulayabilir duruma geldi.

İsrail sadece 18 bin Yahudi yerleşimciye yer açabilmek için 3 milyon Filistinliyi Gazze’ye yığdı. 2005 Ağustosu’nda ise İsrail Gazze’deki yerleşimcilerini ve askeri karakolları boşaltıp yerleşimcilerin yerini değiştirdi. Gazze’de görünür bir şekilde İsrail varlığı olmasa da İsrail, Gazze sınırı, kıyı suları ve hava sahası üzerindeki kontrolünü sanal bir hapishane meydana getirerek sürdürmeye devam etti.

İsrail’in bir başka vahşi uygulaması ise ördüğü devasa duvar. İsrail’in duvarı Berlin Duvarından iki kat yüksek ve dört kat daha uzun. Köyleri tam içten bölüyor ve sağlık, eğitim ve yolculukları engelliyor. İsrail’in 2008 yılında “Dökme Kurşun Operasyonu” altında havadan, karadan ve denizden başlattığı saldırılarda da çoğu çocuk olmak üzere 1000’den fazla masum Filistinli hayatını kaybetmiş, çok sayıda yerleşim yeri de yerle bir olmuştu. Bu saldırılarda da Gazze halkının direnişi karşısında İsrail ateşkes anlaşması imzalamak zorunda kalmıştı. İsrail’in her saldırısının altındaki tek gerçek ise Filistinlilerin elinde kalan son toprakları da ele geçirme arzusu yatmaktadır.

Bugün Filistin’i yok etmek adına bir adım daha atmış olan İsrail etkili ve örgütlü olarak çalışmaya devam etmektedir. Bugün bu örgütlü yıkıcı kuvvettin karşısına insanlık duygusu olan tüm insanlığın ortak tepki koyması ve aktif mücadeleye geçmesi gerekmektedir.

Dünden bugüne ABD ve İngiltere’nin girişimleri ile işgalci rolü üslenmiş İsrail’in o toprakları komple terk etmesi için tüm girişimlerin içinde bulunulması gerekmektedir. İşgalci rolünde olanların hadlerini bildirmek gerekmektedir.

Bu yazıyı kaleme alırken o bölgeleri gezmiş ve o bölgelerdeki yoksulluğu gördüğüm için kendimi o bölgenin bir parçası olarak görmekteyim. İsrail tüm teknolojik silahları ile Filistin’i yok etmeye çalışırken oradaki Filistinliler ise sadece yürekleri ve Allah sevgilerinin onlara verdiği cesaretle hareket etmektedirler. Bugün Filistin’in bize ihtiyacı bulunmaktadır. Yapabileceğimiz tüm diplomatik kurallar, insani yardımlar ve silahlı kuvvetlerimizin gücü ile orada olmalıyız. Benim kanaatim budur.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.