Madenci yerin metrelerce altına iyilik beklemek için inmiyor. Ailesini geçindirmek ve onurlu yaşamak için çalışıyor. Baretinde kömür tozu, omuzlarında ağır bir sorumluluk, evinde kendisini bekleyen bir ailesi var. İstediği ayrıcalık değil. Ücretinin, tazminatının ve özlük haklarının zamanında ödenmesidir.
Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçilerinin mücadelesinde de mesele budur. İşçiler birikmiş ücretlerini, tazminatlarını ve ücretsiz izinlerden doğan kayıplarını istiyor. İşveren ise ödemelerin önemli bölümünün yapıldığını açıklıyor. Beyanlar farklıysa gerçeği belgeyle ortaya koymak gerekir. Son işçinin son kuruşu ödenmeden sorun çözülmüş sayılmamalıdır.
Bir işçinin ücretini alamaması yalnızca hesabındaki eksiklik değildir. Kiranın gecikmesi, faturanın ödenememesi ve çocuğun okul masrafının ertelenmesidir. İşveren açısından ödeme kalemi olan rakam, işçi açısından hayatın devamıdır.
Anayasa’nın 49. maddesi devlete çalışanları koruma ve çalışma barışını sağlama görevi veriyor. 55. madde ücret emeğin karşılığıdır diyor. 51. madde sendika hakkını, 34. madde barışçıl toplantı hakkını güvence altına alıyor. İşçinin hakkını araması suç gibi görülmemeli, kamu düzenini koruma görevi de bu özgürlüğü ortadan kaldırmamalıdır. Bütün taraflar hukuka uygun ve barışçıl davranmalıdır.
4857 sayılı İş Kanunu ücretin en geç ayda bir ödenmesini öngörüyor. Mücbir neden olmadan ücreti yirmi gün içinde ödenmeyen işçiye çalışmaktan kaçınma hakkı tanıyor ve sözleşmesinin bu nedenle feshedilemeyeceğini belirtiyor. Ücretini istemek aşırılık değil, kanunun uygulanmasını istemektir.
6356 sayılı Kanun sendikal örgütlenmeyi, toplu pazarlığı ve sendika özgürlüğünü düzenliyor. Yetki tartışmaları hukuk yoluyla çözülebilir ancak işçinin belgelenmiş alacağının önüne geçirilmemelidir. 6331 sayılı Kanun da çalışanların sağlığını ve güvenliğini koruyor. Madencinin hakkı yalnız ücret değil, sağ salim evine dönebilmektir.
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler de aynı sorumluluğu hatırlatıyor. ILO’nun 95 sayılı Sözleşmesi ücretleri, 87 ve 98 sayılı sözleşmeler örgütlenme ve toplu pazarlık hakkını koruyor. 155 ve madenciliğe özel 176 sayılı sözleşmeler iş güvenliğini ve risklerin önlenmesini öngörüyor.
Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi adil ücret ve güvenli çalışmayı temel hak kabul ediyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi barışçıl toplantı, örgütlenme ve sendika hakkını koruyor. Anayasa’nın 90. maddesine göre yürürlüğe konulan uluslararası anlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar iyi niyet bildirisi değil, hukuk kaynağıdır.
Yasalara uygun davranmak önemlidir. Çünkü hukuk güvenin, üretimin, çalışma barışının ve toplumsal huzurun temelidir. Kurallar kişiye, şirkete, sendikaya veya siyasi görüşe göre değişirse kimse güvende hissedemez. Ücretini düzenli alan işçi üretime güvenle katılır, yükümlülüğünü bilen işveren önünü görür, tarafsız kamu kurumu güven kazanır.
Madencinin hakkı yalnız madencinin meselesi değildir. Fabrikadaki işçinin, sağlık çalışanının, şoförün, çiftçinin, gazetecinin, kuryenin ve belediye emekçisinin meselesidir. Bir işçi grubunun hakkını alması, yarın başka bir işçinin hakkının daha kolay yenemeyeceğinin göstergesidir. Kazanılan her hak emsal, her dayanışma geleceğe bırakılan güvencedir.
Herkes taşın altına elini koymalıdır. Madenci zaten taşın altına emeğini ve hayatını koyuyor. İşveren sorumluluğunu, sendika dayanışmasını, kamu kurumu denetimini, siyasetçi çözüm iradesini, basın ise gerçeği ortaya koymalıdır. Hakaretler ve doğrulanmamış suçlamalar haklı talebi güçlendirmez. En etkili söz belgeye, hukuka ve gerçeğe dayanandır.
Madencilerin alın terinin hakkını verin. Bunu iyilik değil, hukukun gereği olduğu için yapın. Son işçinin son kuruşu ödendiğinde yalnızca bir borç kapanmayacak, toplumun adalete güveni de güçlenecektir. Madencinin hakkını korumak, hepimizin yarınını korumaktır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
Madencinin Hakkı, Hepimizin Yarınki Güvencesidir
Madenci yerin metrelerce altına iyilik beklemek için inmiyor. Ailesini geçindirmek ve onurlu yaşamak için çalışıyor. Baretinde kömür tozu, omuzlarında ağır bir sorumluluk, evinde kendisini bekleyen bir ailesi var. İstediği ayrıcalık değil. Ücretinin, tazminatının ve özlük haklarının zamanında ödenmesidir.
Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçilerinin mücadelesinde de mesele budur. İşçiler birikmiş ücretlerini, tazminatlarını ve ücretsiz izinlerden doğan kayıplarını istiyor. İşveren ise ödemelerin önemli bölümünün yapıldığını açıklıyor. Beyanlar farklıysa gerçeği belgeyle ortaya koymak gerekir. Son işçinin son kuruşu ödenmeden sorun çözülmüş sayılmamalıdır.
Bir işçinin ücretini alamaması yalnızca hesabındaki eksiklik değildir. Kiranın gecikmesi, faturanın ödenememesi ve çocuğun okul masrafının ertelenmesidir. İşveren açısından ödeme kalemi olan rakam, işçi açısından hayatın devamıdır.
Anayasa’nın 49. maddesi devlete çalışanları koruma ve çalışma barışını sağlama görevi veriyor. 55. madde ücret emeğin karşılığıdır diyor. 51. madde sendika hakkını, 34. madde barışçıl toplantı hakkını güvence altına alıyor. İşçinin hakkını araması suç gibi görülmemeli, kamu düzenini koruma görevi de bu özgürlüğü ortadan kaldırmamalıdır. Bütün taraflar hukuka uygun ve barışçıl davranmalıdır.
4857 sayılı İş Kanunu ücretin en geç ayda bir ödenmesini öngörüyor. Mücbir neden olmadan ücreti yirmi gün içinde ödenmeyen işçiye çalışmaktan kaçınma hakkı tanıyor ve sözleşmesinin bu nedenle feshedilemeyeceğini belirtiyor. Ücretini istemek aşırılık değil, kanunun uygulanmasını istemektir.
6356 sayılı Kanun sendikal örgütlenmeyi, toplu pazarlığı ve sendika özgürlüğünü düzenliyor. Yetki tartışmaları hukuk yoluyla çözülebilir ancak işçinin belgelenmiş alacağının önüne geçirilmemelidir. 6331 sayılı Kanun da çalışanların sağlığını ve güvenliğini koruyor. Madencinin hakkı yalnız ücret değil, sağ salim evine dönebilmektir.
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler de aynı sorumluluğu hatırlatıyor. ILO’nun 95 sayılı Sözleşmesi ücretleri, 87 ve 98 sayılı sözleşmeler örgütlenme ve toplu pazarlık hakkını koruyor. 155 ve madenciliğe özel 176 sayılı sözleşmeler iş güvenliğini ve risklerin önlenmesini öngörüyor.
Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi adil ücret ve güvenli çalışmayı temel hak kabul ediyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi barışçıl toplantı, örgütlenme ve sendika hakkını koruyor. Anayasa’nın 90. maddesine göre yürürlüğe konulan uluslararası anlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar iyi niyet bildirisi değil, hukuk kaynağıdır.
Yasalara uygun davranmak önemlidir. Çünkü hukuk güvenin, üretimin, çalışma barışının ve toplumsal huzurun temelidir. Kurallar kişiye, şirkete, sendikaya veya siyasi görüşe göre değişirse kimse güvende hissedemez. Ücretini düzenli alan işçi üretime güvenle katılır, yükümlülüğünü bilen işveren önünü görür, tarafsız kamu kurumu güven kazanır.
Madencinin hakkı yalnız madencinin meselesi değildir. Fabrikadaki işçinin, sağlık çalışanının, şoförün, çiftçinin, gazetecinin, kuryenin ve belediye emekçisinin meselesidir. Bir işçi grubunun hakkını alması, yarın başka bir işçinin hakkının daha kolay yenemeyeceğinin göstergesidir. Kazanılan her hak emsal, her dayanışma geleceğe bırakılan güvencedir.
Herkes taşın altına elini koymalıdır. Madenci zaten taşın altına emeğini ve hayatını koyuyor. İşveren sorumluluğunu, sendika dayanışmasını, kamu kurumu denetimini, siyasetçi çözüm iradesini, basın ise gerçeği ortaya koymalıdır. Hakaretler ve doğrulanmamış suçlamalar haklı talebi güçlendirmez. En etkili söz belgeye, hukuka ve gerçeğe dayanandır.
Madencilerin alın terinin hakkını verin. Bunu iyilik değil, hukukun gereği olduğu için yapın. Son işçinin son kuruşu ödendiğinde yalnızca bir borç kapanmayacak, toplumun adalete güveni de güçlenecektir. Madencinin hakkını korumak, hepimizin yarınını korumaktır.