Bir mahallede, her yağmurdan sonra aynı sokak su altında kalıyormuş. Esnaf kapısının önüne kum torbaları koyuyor, ev sahipleri kovalarla su boşaltıyor, herkes kendi imkânıyla zararı azaltmaya çalışıyormuş. Fakat kimse yağmur suyunun neden tahliye olmadığını, mazgalların neden temizlenmediğini, bu işten kimin sorumlu olduğunu sormuyormuş.
Bir gün yaşlı bir mahalleli, elindeki kovaya bakıp şöyle demiş.
“Biz suyu boşaltmakla uğraşıyoruz ama suyun neden buraya dolduğunu hiç konuşmuyoruz.”
Hayatın pek çok alanında buna benzer bir hâlimiz var. Sonuçlarla mücadele ediyor, fakat sebepleri yeterince konuşmuyoruz. Şikâyet ediyoruz ama çözümün kimden, nasıl ve ne zaman geleceğini sormayı atlayabiliyoruz. Oysa toplum olarak en temel sorumuz şu olmalı. Neyi, neden yapıyoruz?
Oy veriyoruz, destekliyoruz, tepki gösteriyoruz, sessiz kalıyoruz, yardım ediyoruz, yetki veriyoruz. Bunların her biri değerlidir. Ancak bir davranışın değeri, yalnızca yapılmasında değil, neden yapıldığının bilinmesinde de saklıdır. Düşünülmeden yapılan her tercih, zamanla başkasının elinde şekillenen bir sonuca dönüşebilir.
Birilerine karar verme hakkı verdiğimiz anda, onların neye ve kimin adına karar verdiğini sorma sorumluluğunu da almış oluruz. Vatandaşlık sadece belirli günlerde tercih yapmak değildir. Verilen sözün takibini yapmak, kamu kaynağının nereye harcandığını merak etmek, mahallesindeki eksikliği görmek, haksızlık karşısında nazik ama kararlı bir şekilde söz söyleyebilmektir.
Bugün yaşadığımız şartların önemli bir bölümü, aldığımız kararlarla, verdiğimiz yetkilerle, aklımızı ve emeğimizi nasıl kullandığımızla ilgilidir. Hayat uzaktan kurulmuş bir düzen değildir. Hayatın içinde biz varız. Sen varsın. Söylediğin sözde de sustuğun yerde de desteklediğin kişide de görmezden geldiğin yanlışta da bizim payımız vardır.
Türk milleti, neyi neden yaptığını bilen bir toplum olma bakımından güçlü bir tarihsel hafızaya sahiptir. Zor zamanlarda imeceyi kurmuş, elindekini paylaşmış, haksızlık karşısında sözünü söylemiş, gerektiğinde kendi emeğiyle ayağa kalkmıştır. Bu toplumun mayasında yalnızca dayanışma değil, sorumluluk da vardır. Yalnızca yardım etmek değil, yardımın neden gerekli olduğunu sorgulamak da vardır.
Bazen bu değerler günlük hayatın telaşı içinde geride kalabiliyor. Bir şeyi yapıyor ama neden yaptığımızı unutuyoruz. Bir kararı destekliyor ama sonucunu takip etmiyoruz. Bir sorun görüyor ama “Birileri ilgilenir” diyerek geçebiliyoruz. Oysa sorunlara yalnızca kova tutmakla değil, suyun neden biriktiğini anlayarak yaklaşmak gerekir.
Toplum içinde güçlü olmanın yolu, bilinçli iş birliğinden geçer. Birliktelik, herkesin aynı düşünmesi değildir. Birliktelik, ortak meselelerde birbirimizin hakkını gözetebilmek, doğru soruyu sorabilmek ve çözüm için emek verebilmektir. Haklı bir duruş, bağırmadan da güçlü olabilir. Adaletli, vicdanlı ve onurlu her tavır hem kişiyi hem toplumu büyütür.
Kolay olan, sorunların alışılmış parçası hâline gelmesine izin vermektir. Daha zor ama daha kıymetli olan ise düşünmek, soru sormak, takip etmek ve gerektiğinde yapıcı biçimde sorumluluk almaktır. Onurlu olmak her zaman kolay yollarla mümkün olmayabilir. Ancak onurlu kalmak, onurlu davranışlarla mümkündür.
Geçmişte yol gösteren insanların ortak özelliği, her şartta doğruyu savunmalarıydı. Bugün bize düşen, yalnızca onların hikâyelerini anlatmak değil, taşıdıkları sorumluluğu kendi hayatımıza da taşımaktır.
Bir başkasının kararına teslim olmak yerine nedenini soralım. Yardım ederken de oy verirken de konuşurken de susarken de ne yaptığımızı bilelim. Çünkü umut, uzakta bekleyen bir şey değildir. Umut, neyi neden yaptığını bilen insanın elindedir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
Neyi, Neden Yapıyoruz?
Bir mahallede, her yağmurdan sonra aynı sokak su altında kalıyormuş. Esnaf kapısının önüne kum torbaları koyuyor, ev sahipleri kovalarla su boşaltıyor, herkes kendi imkânıyla zararı azaltmaya çalışıyormuş. Fakat kimse yağmur suyunun neden tahliye olmadığını, mazgalların neden temizlenmediğini, bu işten kimin sorumlu olduğunu sormuyormuş.
Bir gün yaşlı bir mahalleli, elindeki kovaya bakıp şöyle demiş.
“Biz suyu boşaltmakla uğraşıyoruz ama suyun neden buraya dolduğunu hiç konuşmuyoruz.”
Hayatın pek çok alanında buna benzer bir hâlimiz var. Sonuçlarla mücadele ediyor, fakat sebepleri yeterince konuşmuyoruz. Şikâyet ediyoruz ama çözümün kimden, nasıl ve ne zaman geleceğini sormayı atlayabiliyoruz. Oysa toplum olarak en temel sorumuz şu olmalı. Neyi, neden yapıyoruz?
Oy veriyoruz, destekliyoruz, tepki gösteriyoruz, sessiz kalıyoruz, yardım ediyoruz, yetki veriyoruz. Bunların her biri değerlidir. Ancak bir davranışın değeri, yalnızca yapılmasında değil, neden yapıldığının bilinmesinde de saklıdır. Düşünülmeden yapılan her tercih, zamanla başkasının elinde şekillenen bir sonuca dönüşebilir.
Birilerine karar verme hakkı verdiğimiz anda, onların neye ve kimin adına karar verdiğini sorma sorumluluğunu da almış oluruz. Vatandaşlık sadece belirli günlerde tercih yapmak değildir. Verilen sözün takibini yapmak, kamu kaynağının nereye harcandığını merak etmek, mahallesindeki eksikliği görmek, haksızlık karşısında nazik ama kararlı bir şekilde söz söyleyebilmektir.
Bugün yaşadığımız şartların önemli bir bölümü, aldığımız kararlarla, verdiğimiz yetkilerle, aklımızı ve emeğimizi nasıl kullandığımızla ilgilidir. Hayat uzaktan kurulmuş bir düzen değildir. Hayatın içinde biz varız. Sen varsın. Söylediğin sözde de sustuğun yerde de desteklediğin kişide de görmezden geldiğin yanlışta da bizim payımız vardır.
Türk milleti, neyi neden yaptığını bilen bir toplum olma bakımından güçlü bir tarihsel hafızaya sahiptir. Zor zamanlarda imeceyi kurmuş, elindekini paylaşmış, haksızlık karşısında sözünü söylemiş, gerektiğinde kendi emeğiyle ayağa kalkmıştır. Bu toplumun mayasında yalnızca dayanışma değil, sorumluluk da vardır. Yalnızca yardım etmek değil, yardımın neden gerekli olduğunu sorgulamak da vardır.
Bazen bu değerler günlük hayatın telaşı içinde geride kalabiliyor. Bir şeyi yapıyor ama neden yaptığımızı unutuyoruz. Bir kararı destekliyor ama sonucunu takip etmiyoruz. Bir sorun görüyor ama “Birileri ilgilenir” diyerek geçebiliyoruz. Oysa sorunlara yalnızca kova tutmakla değil, suyun neden biriktiğini anlayarak yaklaşmak gerekir.
Toplum içinde güçlü olmanın yolu, bilinçli iş birliğinden geçer. Birliktelik, herkesin aynı düşünmesi değildir. Birliktelik, ortak meselelerde birbirimizin hakkını gözetebilmek, doğru soruyu sorabilmek ve çözüm için emek verebilmektir. Haklı bir duruş, bağırmadan da güçlü olabilir. Adaletli, vicdanlı ve onurlu her tavır hem kişiyi hem toplumu büyütür.
Kolay olan, sorunların alışılmış parçası hâline gelmesine izin vermektir. Daha zor ama daha kıymetli olan ise düşünmek, soru sormak, takip etmek ve gerektiğinde yapıcı biçimde sorumluluk almaktır. Onurlu olmak her zaman kolay yollarla mümkün olmayabilir. Ancak onurlu kalmak, onurlu davranışlarla mümkündür.
Geçmişte yol gösteren insanların ortak özelliği, her şartta doğruyu savunmalarıydı. Bugün bize düşen, yalnızca onların hikâyelerini anlatmak değil, taşıdıkları sorumluluğu kendi hayatımıza da taşımaktır.
Bir başkasının kararına teslim olmak yerine nedenini soralım. Yardım ederken de oy verirken de konuşurken de susarken de ne yaptığımızı bilelim. Çünkü umut, uzakta bekleyen bir şey değildir. Umut, neyi neden yaptığını bilen insanın elindedir.