Her sabah yeni bir operasyon haberiyle uyanıyoruz. Bahis çeteleri, uyuşturucu ağları, telefon dolandırıcıları, kara para trafiği, sahte belgeler, kamu kaynaklarını istismar eden yapılar ve insanların inançlarını kazanca dönüştürenler… Operasyonlar yapılıyor, gözaltılar gerçekleşiyor, dosyalar açılıyor. Fakat vatandaşın zihnindeki soru kapanmıyor. Bu kadar yapı nasıl ortaya çıktı? Nasıl büyüdü? Nasıl bu kadar insanı çevresine topladı? En önemlisi de yapılan onca operasyona rağmen neden yenileri kurulmaya devam ediyor?
Bir ülkenin güvenliği yalnızca sınırlarında başlamaz. Güvenlik, çocuğun okulunda, vatandaşın banka hesabında, esnafın dükkânında, gencin cep telefonunda ve adliye koridorlarında da korunur. Dışarıdaki tehdidin kim olduğunu çoğu zaman biliriz. Fakat içeride toplumun güvenini aşındıran yapılar, bazen dürüst bir iş insanı gibi görünür, bazen yardımseverlik görüntüsü verir, bazen inancı kullanır, bazen de kolay para vadeder. Tehlike tam da burada büyür. Suç, kendisini normal bir hayatın içine sakladığında yalnızca cebimizi değil, birbirimize duyduğumuz güveni de çalar.
Peki, neden bitmiyorlar?
Çünkü yalnızca suçu işleyen kişiyi yakalamak yetmiyor. O suçu mümkün kılan boşluklara, ilişkiler ağına, ihmallere ve cezasızlık beklentisine de bakmak gerekiyor. Bir yasa dışı bahis sitesi kapatılırken başka birinin açılmasını sağlayan düzen sorgulanmıyorsa operasyon sonuç verir ama sorun kökünden çözülmez. Bir dolandırıcı yakalanırken elde ettiği kazancın dolaştığı yollar açıklığa kavuşturulmuyorsa yeni dolandırıcılar aynı yolu kullanır. Bir uyuşturucu satıcısı alınırken onu besleyen para, insan ve dağıtım ağı dağıtılmıyorsa yalnızca zincirin görünen halkası koparılmış olur.
Asıl kaygı verici olan, usulsüzlüğün bazı insanlar için başarı hikâyesi gibi görünmeye başlamasıdır. Çalışarak ilerlemek zorlaşırken kısa yoldan zenginleşenler toplum önünde gösterişli hayatlar sürüyorsa dürüst insanların adalet duygusu yaralanır. Bir kişi suç işleyip kazancını koruyabiliyorsa onu uzaktan izleyen başka biri, yapılanın yanlışlığından önce sonucuna bakar. Suçun en büyük reklamı bazen cezasızlık görüntüsüdür.
Bu nedenle vatandaş da kendisine bazı sorular sormalıdır. Çevremizde gelirinin kaynağı belli olmadığı hâlde olağanüstü bir hayat sürenleri neden hiç sorgulamıyoruz? Kolay kazanç vaatlerine neden bu kadar çabuk inanıyoruz? Çocuğumuzun telefonunda hangi sitelerin açık olduğunu biliyor muyuz? Banka hesabımızı, kimlik bilgilerimizi veya telefon hattımızı bir başkasına kullandırmanın sonuçlarını düşünüyor muyuz? “Bana dokunmuyor” diyerek sustuğumuz her küçük usulsüzlüğün, yarın hepimizin hayatına dokunabilecek büyük bir düzene dönüşebileceğini görebiliyor muyuz?
Devletin görevi açıktır. Denetim, yalnızca kriz çıktıktan sonra yapılmamalıdır. Eğitimden turizme, ekonomiden sosyal yardımlara, dijital platformlardan finans sistemine kadar her alan düzenli, bağımsız ve şeffaf biçimde denetlenmelidir. Adalet hızlı işlemeli, cezalar caydırıcı olmalı, suçtan elde edilen kazanç mutlaka geri alınmalıdır. Bir yapıyı yalnızca dağıtmak değil, onu besleyen kaynakları kurutmak gerekir. Koruyan, görmezden gelen, çıkar sağlayan veya görevini ihmal eden kim varsa hukuk önünde aynı açıklıkla hesap vermelidir. Ancak bu yapılırken masumiyet karinesi, adil yargılanma ve hukukun üstünlüğü asla gözden çıkarılmamalıdır. Çünkü hukuksuzlukla mücadele, yeni bir hukuksuzluk üreterek yapılamaz.
Fakat bütün sorumluluğu devlete bırakmak da kolaycılık olur. Toplum, dürüstlüğü yalnızca konuşarak değil, yaşayarak savunmalıdır. Torpili reddetmeden liyakati, vergi kaçırmayı küçük bir kurnazlık sayarken ekonomik adaleti, sahte ürüne göz yumarken güvenli ticareti savunamayız. Çocuklarımıza doğruluğu anlatırken kısa yoldan kazananlara hayranlıkla bakarsak verdiğimiz nasihat havada kalır.
Artık tepeden tırnağa bir arınmaya ihtiyacımız var. Bu, insanları peşinen suçlu ilan eden bir tasfiye değil, sistemi açık, denetlenebilir ve adil hâle getiren toplumsal bir yenilenme olmalıdır. Besleyenle beslenen, koruyanla korunan, susanla susturan arasındaki bağ hukuk içinde ortaya çıkarılmalıdır. Vatandaş, kimin güçlü olduğuna değil, kimin haklı olduğuna güvenebilmelidir.
Bizim yakarışımız daha çok operasyon haberi görmek değildir. Daha az suçun oluştuğu, gençlerin bahis ekranlarında gelecek aramadığı, insanların dinî duygularının sömürülmediği, yaşlıların telefon başında dolandırılmadığı, emeğin kolay paraya yenilmediği bir ülkede yaşamaktır.
Her vatandaş bugün çevresine bir kez daha bakmalıdır. Neyi normalleştirdik? Neye sustuk? Kimi örnek aldık? Çocuklarımıza nasıl bir başarı anlayışı bıraktık?
Toplumu karanlıktan çıkaracak olan yalnızca operasyonların sayısı değildir. Adaletin görünür olması, denetimin herkese eşit uygulanması ve dürüstlüğün yeniden değer kazanmasıdır. Çünkü bir ülkeyi suçtan önce sessizlik, cezasızlıktan önce alışkanlık çürütür. İyileşme ise herkesin kendi bulunduğu yerden “Bu böyle gitmemeli” demesiyle başlar.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
Operasyon Çok, Huzur Neden Az?
Her sabah yeni bir operasyon haberiyle uyanıyoruz. Bahis çeteleri, uyuşturucu ağları, telefon dolandırıcıları, kara para trafiği, sahte belgeler, kamu kaynaklarını istismar eden yapılar ve insanların inançlarını kazanca dönüştürenler… Operasyonlar yapılıyor, gözaltılar gerçekleşiyor, dosyalar açılıyor. Fakat vatandaşın zihnindeki soru kapanmıyor. Bu kadar yapı nasıl ortaya çıktı? Nasıl büyüdü? Nasıl bu kadar insanı çevresine topladı? En önemlisi de yapılan onca operasyona rağmen neden yenileri kurulmaya devam ediyor?
Bir ülkenin güvenliği yalnızca sınırlarında başlamaz. Güvenlik, çocuğun okulunda, vatandaşın banka hesabında, esnafın dükkânında, gencin cep telefonunda ve adliye koridorlarında da korunur. Dışarıdaki tehdidin kim olduğunu çoğu zaman biliriz. Fakat içeride toplumun güvenini aşındıran yapılar, bazen dürüst bir iş insanı gibi görünür, bazen yardımseverlik görüntüsü verir, bazen inancı kullanır, bazen de kolay para vadeder. Tehlike tam da burada büyür. Suç, kendisini normal bir hayatın içine sakladığında yalnızca cebimizi değil, birbirimize duyduğumuz güveni de çalar.
Peki, neden bitmiyorlar?
Çünkü yalnızca suçu işleyen kişiyi yakalamak yetmiyor. O suçu mümkün kılan boşluklara, ilişkiler ağına, ihmallere ve cezasızlık beklentisine de bakmak gerekiyor. Bir yasa dışı bahis sitesi kapatılırken başka birinin açılmasını sağlayan düzen sorgulanmıyorsa operasyon sonuç verir ama sorun kökünden çözülmez. Bir dolandırıcı yakalanırken elde ettiği kazancın dolaştığı yollar açıklığa kavuşturulmuyorsa yeni dolandırıcılar aynı yolu kullanır. Bir uyuşturucu satıcısı alınırken onu besleyen para, insan ve dağıtım ağı dağıtılmıyorsa yalnızca zincirin görünen halkası koparılmış olur.
Asıl kaygı verici olan, usulsüzlüğün bazı insanlar için başarı hikâyesi gibi görünmeye başlamasıdır. Çalışarak ilerlemek zorlaşırken kısa yoldan zenginleşenler toplum önünde gösterişli hayatlar sürüyorsa dürüst insanların adalet duygusu yaralanır. Bir kişi suç işleyip kazancını koruyabiliyorsa onu uzaktan izleyen başka biri, yapılanın yanlışlığından önce sonucuna bakar. Suçun en büyük reklamı bazen cezasızlık görüntüsüdür.
Bu nedenle vatandaş da kendisine bazı sorular sormalıdır. Çevremizde gelirinin kaynağı belli olmadığı hâlde olağanüstü bir hayat sürenleri neden hiç sorgulamıyoruz? Kolay kazanç vaatlerine neden bu kadar çabuk inanıyoruz? Çocuğumuzun telefonunda hangi sitelerin açık olduğunu biliyor muyuz? Banka hesabımızı, kimlik bilgilerimizi veya telefon hattımızı bir başkasına kullandırmanın sonuçlarını düşünüyor muyuz? “Bana dokunmuyor” diyerek sustuğumuz her küçük usulsüzlüğün, yarın hepimizin hayatına dokunabilecek büyük bir düzene dönüşebileceğini görebiliyor muyuz?
Devletin görevi açıktır. Denetim, yalnızca kriz çıktıktan sonra yapılmamalıdır. Eğitimden turizme, ekonomiden sosyal yardımlara, dijital platformlardan finans sistemine kadar her alan düzenli, bağımsız ve şeffaf biçimde denetlenmelidir. Adalet hızlı işlemeli, cezalar caydırıcı olmalı, suçtan elde edilen kazanç mutlaka geri alınmalıdır. Bir yapıyı yalnızca dağıtmak değil, onu besleyen kaynakları kurutmak gerekir. Koruyan, görmezden gelen, çıkar sağlayan veya görevini ihmal eden kim varsa hukuk önünde aynı açıklıkla hesap vermelidir. Ancak bu yapılırken masumiyet karinesi, adil yargılanma ve hukukun üstünlüğü asla gözden çıkarılmamalıdır. Çünkü hukuksuzlukla mücadele, yeni bir hukuksuzluk üreterek yapılamaz.
Fakat bütün sorumluluğu devlete bırakmak da kolaycılık olur. Toplum, dürüstlüğü yalnızca konuşarak değil, yaşayarak savunmalıdır. Torpili reddetmeden liyakati, vergi kaçırmayı küçük bir kurnazlık sayarken ekonomik adaleti, sahte ürüne göz yumarken güvenli ticareti savunamayız. Çocuklarımıza doğruluğu anlatırken kısa yoldan kazananlara hayranlıkla bakarsak verdiğimiz nasihat havada kalır.
Artık tepeden tırnağa bir arınmaya ihtiyacımız var. Bu, insanları peşinen suçlu ilan eden bir tasfiye değil, sistemi açık, denetlenebilir ve adil hâle getiren toplumsal bir yenilenme olmalıdır. Besleyenle beslenen, koruyanla korunan, susanla susturan arasındaki bağ hukuk içinde ortaya çıkarılmalıdır. Vatandaş, kimin güçlü olduğuna değil, kimin haklı olduğuna güvenebilmelidir.
Bizim yakarışımız daha çok operasyon haberi görmek değildir. Daha az suçun oluştuğu, gençlerin bahis ekranlarında gelecek aramadığı, insanların dinî duygularının sömürülmediği, yaşlıların telefon başında dolandırılmadığı, emeğin kolay paraya yenilmediği bir ülkede yaşamaktır.
Her vatandaş bugün çevresine bir kez daha bakmalıdır. Neyi normalleştirdik? Neye sustuk? Kimi örnek aldık? Çocuklarımıza nasıl bir başarı anlayışı bıraktık?
Toplumu karanlıktan çıkaracak olan yalnızca operasyonların sayısı değildir. Adaletin görünür olması, denetimin herkese eşit uygulanması ve dürüstlüğün yeniden değer kazanmasıdır. Çünkü bir ülkeyi suçtan önce sessizlik, cezasızlıktan önce alışkanlık çürütür. İyileşme ise herkesin kendi bulunduğu yerden “Bu böyle gitmemeli” demesiyle başlar.