Bir ülkenin ekonomisini anlamak için yalnız büyüme rakamına bakılmaz. Pazardaki fileye, evin kirasına, çiftçinin tarlasına, esnafın kasasına ve gencin gelecek planına da bakılır. Ekonomi tabloda ölçülür, hayatın içinde hissedilir.
TÜİK’in 3 Eylül’de açıkladığı Ağustos 2026 verilerine göre tüketici fiyatları aylık yüzde 1,84, yıllık yüzde 31,51 arttı. Yurt içi üretici fiyatlarındaki artış ise aylık yüzde 2,57, yıllık yüzde 27,95 oldu. TCMB, 23 Temmuz tarihli son kararında politika faizini yüzde 37’de tuttu. Bankanın 13 Ağustos tarihli raporu, 2026 yıl sonu enflasyonunu yüzde 28 olarak tahmin ederken orta vadeli hedef yüzde 5’tir.
Ekonomi 2026’nın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 büyüdü. Temmuzda mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 8,1 olarak açıklandı. Bunlar kurumların resmî rakamlarıdır. Enflasyon gerilese de fiyat istikrarı sağlanmış değildir. Ekonomi büyürken vatandaşın alım gücü büyümüyorsa rakam ile hayat arasında mesafe vardır.
Bir ülkenin ekonomisi yalnız faizle düzelmez. Ancak faiz gerçeği yok sayılarak da düzelmez. Merkez Bankası sıkı politika uygularken bütçe disiplini zayıflar, kamu harcamaları üretken alanlar yerine gösterişe yönelir ve vergiler temel ihtiyaçları pahalılaştırırsa mücadele yarım kalır. Bir kurum frene basarken diğeri gaza basarsa bedeli vatandaş öder.
İlk ihtiyacımız tutarlılıktır. Açıklanan hedefle alınan karar, verilen sözle yapılan uygulama birbirini doğrulamalıdır. Merkez Bankasının bağımsızlığı, kurumların hesap verebilirliği ve istatistiklerin güvenilirliği herkesi ilgilendirir. Bunlar ekmeğin fiyatını, kredi maliyetini, yatırımı ve ücretlerin gerçek değerini belirler. Güven sözle değil, aynı kuralların herkese uygulanmasıyla kurulur.
İkinci ihtiyaç yerel üretimin güçlendirilmesidir. Yerel üretim bir kürsü sözü değildir. Çiftçinin tohumu, gübreyi, mazotu ve elektriği öngörülebilir maliyetle bulabildiği, neyi ne kadar üreteceğini bildiği bir düzen demektir. Üretim planlanmalı, kooperatifler güçlendirilmeli, sulama, depolama ve lojistik altyapısı yenilenmelidir. Domates tarlada ucuz, tezgahta pahalıysa sorun yalnız üreticide değil, tarlayla sofra arasındaki sistemdedir.
Sanayide hedef teknoloji, nitelikli istihdam ve yüksek katma değer olmalıdır.
Bunun görünmeyen temeli hukuktur. Esnaf alacağını tahsil edeceğine, çiftçi sözleşmesinin korunacağına, çalışan emeğinin karşılığını alacağına, yatırımcı kuralların yarın değişmeyeceğine inanmalıdır. Hukuk kişiye, zamana veya siyasi ihtiyaca göre işliyorsa üretim uzun vadeli planlanamaz, yatırım kalıcı olmaz. Güvensizlik parayı, yetişmiş insanı ve umudu uzaklaştırır.
Demokratik yaşam da ekonomiden ayrı değildir. Demokrasi yalnız sandık değil, yönetenlerin hesap vermesi, kamu kaynağının nereye harcandığının açıklanması, eleştirinin dinlenmesi ve farklı görüşlerin kararlara katılmasıdır. Eleştiri, yanlışlar için erken uyarıdır. Siyasetin görevi rakamları süslemek değil, gerçeği açıklayıp çözüm üretmektir. İktidar hesap vermeli, muhalefet uygulanabilir seçenekler sunmalıdır.
Adaletin ekonomik karşılığı gelir dağılımında görülür. TÜİK’in son verilerinde Gini katsayısı 0,410 olarak tahmin edildi. En yüksek gelirli yüzde 20 toplam gelirin yüzde 48’ini alırken en düşük gelirli yüzde 20’nin payı yüzde 6,4’te kaldı. Mesele yalnız pastayı büyütmek değil, büyüyen pastanın kimlere ulaştığını da sorgulamaktır. Dolaylı vergilerin dar gelirli üzerindeki yükü azaltılmalı, vergi ödeme gücüne göre alınmalı, kaliteli eğitim ve nitelikli işe erişim ayrıcalık olmaktan çıkarılmalıdır.
Vatandaş sofradaki eksilmeyi kader saymamalıdır. Vergisinin nereye harcandığını, hedeflerin neden tutmadığını, üretici kazanamazken tüketicinin neden pahalıya aldığını sormalıdır. İhtiyacımız mucize değil, ölçüdür. Üreten ekonomi, disiplinli kamu yönetimi, bağımsız kurumlar, işleyen hukuk, canlı demokrasi ve adil paylaşım. Bir ülke yalnız büyüyerek değil, güven vererek ve hakkı adaletle paylaşarak zenginleşir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
Refahın Şartı Adalet
Bir ülkenin ekonomisini anlamak için yalnız büyüme rakamına bakılmaz. Pazardaki fileye, evin kirasına, çiftçinin tarlasına, esnafın kasasına ve gencin gelecek planına da bakılır. Ekonomi tabloda ölçülür, hayatın içinde hissedilir.
TÜİK’in 3 Eylül’de açıkladığı Ağustos 2026 verilerine göre tüketici fiyatları aylık yüzde 1,84, yıllık yüzde 31,51 arttı. Yurt içi üretici fiyatlarındaki artış ise aylık yüzde 2,57, yıllık yüzde 27,95 oldu. TCMB, 23 Temmuz tarihli son kararında politika faizini yüzde 37’de tuttu. Bankanın 13 Ağustos tarihli raporu, 2026 yıl sonu enflasyonunu yüzde 28 olarak tahmin ederken orta vadeli hedef yüzde 5’tir.
Ekonomi 2026’nın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 büyüdü. Temmuzda mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 8,1 olarak açıklandı. Bunlar kurumların resmî rakamlarıdır. Enflasyon gerilese de fiyat istikrarı sağlanmış değildir. Ekonomi büyürken vatandaşın alım gücü büyümüyorsa rakam ile hayat arasında mesafe vardır.
Bir ülkenin ekonomisi yalnız faizle düzelmez. Ancak faiz gerçeği yok sayılarak da düzelmez. Merkez Bankası sıkı politika uygularken bütçe disiplini zayıflar, kamu harcamaları üretken alanlar yerine gösterişe yönelir ve vergiler temel ihtiyaçları pahalılaştırırsa mücadele yarım kalır. Bir kurum frene basarken diğeri gaza basarsa bedeli vatandaş öder.
İlk ihtiyacımız tutarlılıktır. Açıklanan hedefle alınan karar, verilen sözle yapılan uygulama birbirini doğrulamalıdır. Merkez Bankasının bağımsızlığı, kurumların hesap verebilirliği ve istatistiklerin güvenilirliği herkesi ilgilendirir. Bunlar ekmeğin fiyatını, kredi maliyetini, yatırımı ve ücretlerin gerçek değerini belirler. Güven sözle değil, aynı kuralların herkese uygulanmasıyla kurulur.
İkinci ihtiyaç yerel üretimin güçlendirilmesidir. Yerel üretim bir kürsü sözü değildir. Çiftçinin tohumu, gübreyi, mazotu ve elektriği öngörülebilir maliyetle bulabildiği, neyi ne kadar üreteceğini bildiği bir düzen demektir. Üretim planlanmalı, kooperatifler güçlendirilmeli, sulama, depolama ve lojistik altyapısı yenilenmelidir. Domates tarlada ucuz, tezgahta pahalıysa sorun yalnız üreticide değil, tarlayla sofra arasındaki sistemdedir.
Sanayide hedef teknoloji, nitelikli istihdam ve yüksek katma değer olmalıdır.
Bunun görünmeyen temeli hukuktur. Esnaf alacağını tahsil edeceğine, çiftçi sözleşmesinin korunacağına, çalışan emeğinin karşılığını alacağına, yatırımcı kuralların yarın değişmeyeceğine inanmalıdır. Hukuk kişiye, zamana veya siyasi ihtiyaca göre işliyorsa üretim uzun vadeli planlanamaz, yatırım kalıcı olmaz. Güvensizlik parayı, yetişmiş insanı ve umudu uzaklaştırır.
Demokratik yaşam da ekonomiden ayrı değildir. Demokrasi yalnız sandık değil, yönetenlerin hesap vermesi, kamu kaynağının nereye harcandığının açıklanması, eleştirinin dinlenmesi ve farklı görüşlerin kararlara katılmasıdır. Eleştiri, yanlışlar için erken uyarıdır. Siyasetin görevi rakamları süslemek değil, gerçeği açıklayıp çözüm üretmektir. İktidar hesap vermeli, muhalefet uygulanabilir seçenekler sunmalıdır.
Adaletin ekonomik karşılığı gelir dağılımında görülür. TÜİK’in son verilerinde Gini katsayısı 0,410 olarak tahmin edildi. En yüksek gelirli yüzde 20 toplam gelirin yüzde 48’ini alırken en düşük gelirli yüzde 20’nin payı yüzde 6,4’te kaldı. Mesele yalnız pastayı büyütmek değil, büyüyen pastanın kimlere ulaştığını da sorgulamaktır. Dolaylı vergilerin dar gelirli üzerindeki yükü azaltılmalı, vergi ödeme gücüne göre alınmalı, kaliteli eğitim ve nitelikli işe erişim ayrıcalık olmaktan çıkarılmalıdır.
Vatandaş sofradaki eksilmeyi kader saymamalıdır. Vergisinin nereye harcandığını, hedeflerin neden tutmadığını, üretici kazanamazken tüketicinin neden pahalıya aldığını sormalıdır. İhtiyacımız mucize değil, ölçüdür. Üreten ekonomi, disiplinli kamu yönetimi, bağımsız kurumlar, işleyen hukuk, canlı demokrasi ve adil paylaşım. Bir ülke yalnız büyüyerek değil, güven vererek ve hakkı adaletle paylaşarak zenginleşir.