2025 geçti gidiyor… Takvimden bir yıl daha eksildi ama geriye kalan, sıradan bir yıl muhasebesinden çok daha fazlası. Yılın hemen başında Kartalkaya’da yaşanan facia, “denetim” kelimesinin sadece mevzuatta kaldığını acı bir şekilde hatırlattı. Ardından adalet duygusunu örseleyen tutuklama tartışmaları, uzun süren yargılamalar ve kamuoyunda karşılık bulmayan gerekçeler geldi. Kadın cinayetleri ve çocuklara yönelik şiddet vakaları, artık sadece haber değil, toplumsal bir vicdan sınavı haline dönüştü. Her yeni dosya, “bir daha olmamalı” cümlesinin ne kadar yalnız bırakıldığını gösterdi.
Tarım 2025’in en kırılgan başlıklarından biri oldu. Çukurova’da don ve sel felaketleri, Ege’de üreticinin ürününü dalında bırakmak zorunda kalması, Karadeniz’de fındık fiyatları üzerinden yaşanan tartışmalar… Bir yanda üretici zarar etti, diğer yanda tüketici pazarda filesini dolduramaz hale geldi. Yaz aylarında art arda çıkan orman yangınları ise sadece hektarları değil, ihmaller zincirini de gözler önüne serdi. Kendi toprağında portakal, mandalina yetiştiren bir ülkenin 2025’te bu ürünleri ithalat listesinde konuşur hale gelmesi, meselenin yalnızca iklim değil, yönetim ve planlama sorunu olduğunu açıkça gösterdi.
Gıda zehirlenmeleri, okul yemekhanelerinden toplu etkinliklere kadar uzandı. “Uygunluk belgesi” olan ama insan sağlığını tehdit eden uygulamalar, denetimin kağıt üzerinde kaldığı alanları bir kez daha hatırlattı. Alım gücündeki düşüş ise hayatın her yerine sızdı. İnsanlar artık sadece pahalı olduğu için değil, ulaşamadığı için de vazgeçmeye başladı. Liyakatsiz atamalar, torpille işe girip bunu saklama ihtiyacı bile duymayan örnekler, kamuda ve özel sektörde adalet duygusunu zedeledi.
2025 aynı zamanda “kimin ne iş yaptığı belli olmayan ama nasıl bu kadar kazandığı konuşulan” isimlerin çoğaldığı bir yıl oldu. Uyuşturucu operasyonları, kara para iddiaları, sosyal medyada sergilenen ölçüsüz zenginlik görüntüleri… Devlet ihaleleri etrafında dönen uygunsuzluk iddiaları, şeffaflık talebini daha görünür kıldı. Göç meselesi, bazı şehirlerde sosyal uyumu zorlayan bir noktaya geldi, konuşulamayan ama hissedilen bir gerilim oluştu. Yurt dışına çıkmak isteyen gençlerin aylarca vize randevusu beklemesi, Avrupa Birliği adaylık sürecinin fiilen durmasıyla birleşince, “dünyaya ne kadar açığız?” sorusu daha yüksek sesle sorulmaya başlandı. Buna karşın enflasyon tartışmalarında bütün okların marketlere çevrilmesi, meselenin ne kadar yüzeyde ele alındığını gösteren ironik bir tablo sundu.
Ama bütün bu sarsıntılar arasında gözden kaçmaması gereken başka bir şey oldu: Toplum öğrenmeye başladı. 2025, sadece yaşananların değil, fark edilenlerin yılıydı. Özellikle gençler… Umutsuzluklarına rağmen dayanışmayı büyüttüler. Gönüllü ağlar, yerel inisiyatifler, hukuksuzluklara karşı birlikte hareket etme refleksi güçlendi. “Bir şey değişmez” cümlesi yerini, “yan yana durursak değişebilir” düşüncesine bırakmaya başladı.
2026’ya girerken umudum tam da buradan besleniyor. Devletin daha güçlü olmasının yolunun, daha şeffaf, daha öngörülebilir ve daha adil işleyen bir hukuk düzeninden geçtiği artık daha açık talep ediliyor. Yasaların kağıt üzerinde değil, hayatın içinde eşit işlemesi isteniyor. Türk insanı devletinin kıymetini her zamankinden daha fazla bilirken, aynı zamanda devletten daha iyisini talep etmenin bir hak olduğunu da idrak ediyor. Birliğe, dirliğe, hukuka ve adalete sahip çıkma iradesini, büyük sloganlarda değil, günlük hayattaki tutumlarda, küçük ama kararlı duruşlarda görmek mümkün.
Belki de bütün hikaye tek bir cümlede toplanıyor: Sarsıldık ama olgunlaştık. Büyüyoruz. Olan biteni sadece şikayet ederek değil, anlamlandırarak yorumluyoruz artık. 2025 zor bir yıldı, evet. Ama 2026’ya girerken şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorum: Bu toplum yaşadıklarından ders çıkarma eşiğinde. Ve ben, bu eşiğin umutlu tarafında duruyorum. Çünkü olgunlaşan toplumlar, önce sarsılır, sonra daha sağlam bir zemine basar.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
Sarsıldık Ama Olgunlaştık
2025 geçti gidiyor… Takvimden bir yıl daha eksildi ama geriye kalan, sıradan bir yıl muhasebesinden çok daha fazlası. Yılın hemen başında Kartalkaya’da yaşanan facia, “denetim” kelimesinin sadece mevzuatta kaldığını acı bir şekilde hatırlattı. Ardından adalet duygusunu örseleyen tutuklama tartışmaları, uzun süren yargılamalar ve kamuoyunda karşılık bulmayan gerekçeler geldi. Kadın cinayetleri ve çocuklara yönelik şiddet vakaları, artık sadece haber değil, toplumsal bir vicdan sınavı haline dönüştü. Her yeni dosya, “bir daha olmamalı” cümlesinin ne kadar yalnız bırakıldığını gösterdi.
Tarım 2025’in en kırılgan başlıklarından biri oldu. Çukurova’da don ve sel felaketleri, Ege’de üreticinin ürününü dalında bırakmak zorunda kalması, Karadeniz’de fındık fiyatları üzerinden yaşanan tartışmalar… Bir yanda üretici zarar etti, diğer yanda tüketici pazarda filesini dolduramaz hale geldi. Yaz aylarında art arda çıkan orman yangınları ise sadece hektarları değil, ihmaller zincirini de gözler önüne serdi. Kendi toprağında portakal, mandalina yetiştiren bir ülkenin 2025’te bu ürünleri ithalat listesinde konuşur hale gelmesi, meselenin yalnızca iklim değil, yönetim ve planlama sorunu olduğunu açıkça gösterdi.
Gıda zehirlenmeleri, okul yemekhanelerinden toplu etkinliklere kadar uzandı. “Uygunluk belgesi” olan ama insan sağlığını tehdit eden uygulamalar, denetimin kağıt üzerinde kaldığı alanları bir kez daha hatırlattı. Alım gücündeki düşüş ise hayatın her yerine sızdı. İnsanlar artık sadece pahalı olduğu için değil, ulaşamadığı için de vazgeçmeye başladı. Liyakatsiz atamalar, torpille işe girip bunu saklama ihtiyacı bile duymayan örnekler, kamuda ve özel sektörde adalet duygusunu zedeledi.
2025 aynı zamanda “kimin ne iş yaptığı belli olmayan ama nasıl bu kadar kazandığı konuşulan” isimlerin çoğaldığı bir yıl oldu. Uyuşturucu operasyonları, kara para iddiaları, sosyal medyada sergilenen ölçüsüz zenginlik görüntüleri… Devlet ihaleleri etrafında dönen uygunsuzluk iddiaları, şeffaflık talebini daha görünür kıldı. Göç meselesi, bazı şehirlerde sosyal uyumu zorlayan bir noktaya geldi, konuşulamayan ama hissedilen bir gerilim oluştu. Yurt dışına çıkmak isteyen gençlerin aylarca vize randevusu beklemesi, Avrupa Birliği adaylık sürecinin fiilen durmasıyla birleşince, “dünyaya ne kadar açığız?” sorusu daha yüksek sesle sorulmaya başlandı. Buna karşın enflasyon tartışmalarında bütün okların marketlere çevrilmesi, meselenin ne kadar yüzeyde ele alındığını gösteren ironik bir tablo sundu.
Ama bütün bu sarsıntılar arasında gözden kaçmaması gereken başka bir şey oldu: Toplum öğrenmeye başladı. 2025, sadece yaşananların değil, fark edilenlerin yılıydı. Özellikle gençler… Umutsuzluklarına rağmen dayanışmayı büyüttüler. Gönüllü ağlar, yerel inisiyatifler, hukuksuzluklara karşı birlikte hareket etme refleksi güçlendi. “Bir şey değişmez” cümlesi yerini, “yan yana durursak değişebilir” düşüncesine bırakmaya başladı.
2026’ya girerken umudum tam da buradan besleniyor. Devletin daha güçlü olmasının yolunun, daha şeffaf, daha öngörülebilir ve daha adil işleyen bir hukuk düzeninden geçtiği artık daha açık talep ediliyor. Yasaların kağıt üzerinde değil, hayatın içinde eşit işlemesi isteniyor. Türk insanı devletinin kıymetini her zamankinden daha fazla bilirken, aynı zamanda devletten daha iyisini talep etmenin bir hak olduğunu da idrak ediyor. Birliğe, dirliğe, hukuka ve adalete sahip çıkma iradesini, büyük sloganlarda değil, günlük hayattaki tutumlarda, küçük ama kararlı duruşlarda görmek mümkün.
Belki de bütün hikaye tek bir cümlede toplanıyor: Sarsıldık ama olgunlaştık. Büyüyoruz. Olan biteni sadece şikayet ederek değil, anlamlandırarak yorumluyoruz artık. 2025 zor bir yıldı, evet. Ama 2026’ya girerken şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorum: Bu toplum yaşadıklarından ders çıkarma eşiğinde. Ve ben, bu eşiğin umutlu tarafında duruyorum. Çünkü olgunlaşan toplumlar, önce sarsılır, sonra daha sağlam bir zemine basar.