Hava Durumu

Toprak, Güven ve Hakikat

Yazının Giriş Tarihi: 15.10.2026 15:32
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.10.2026 15:33

Penceremize vuran sadece amansız bir sonbahar yağmuru değil; yıllardır biriktirdiğimiz ihmallerin, göz yumulan açgözlülüğün ve hızla çürüyen toplumsal dokumuzun ağır faturasıdır. İstanbul bir kez daha gökten inen suyun altında ezildi; sokaklar nehre, alt geçitler gölete, caddeler sürüklenen arabaların mezarlığına dönüştü. İşin en kolayına kaçıp faturayı yine gökyüzüne kesecekler.

Oysa hakikat son derece çıplak: Bu felaketin asıl suçlusu bulutlar değil, bizzat insanın doymak bilmeyen hırsıdır.

Tabiatın kusursuz nizamında yağmur düşer, toprakla kavuşur; toprak o suyu bir anne şefkatiyle emer, süzer ve geriye hayat bırakır. Peki bugün sokaklarımızda yağmur neyle karşılaşıyor? Kilometrelerce uzanan gri, cansız bir kabukla. Suyun toprakla buluşması yasaklandı bu şehirde. Gözenekleri tıkanmış, nefes boruları kesilmiş bir kentte gökten inen her damla, gidecek bir karış toprak bulamadığı için öfkeyle yüzeyde birikiyor; önüne ne çıkarsa silip süpüren yıkıcı bir sele dönüşüyor.

Bu tablonun failleri meçhul değildir. Derelerin tabii akışını bozanlar, zemin geçirgenliğini sıfırlayan projelerin altına imza atanlar, iki parsel daha fazla inşaat alanı kazanmak için vadileri beton deryasına çevirenler ve buna göz yumanlardır. Parayı kamusal vicdandan ve insan canından üstün tutanların kurduğu bu yapay düzen, ilk ciddi sağanakta çöküyor.

Fakat çöküş sadece sokaklardaki asfaltla sınırlı değil; güven zemininde, piyasada, cüzdanlarımızda ve en acısı evlatlarımızın ruhunda yaşanıyor.

Bugün finansal piyasalara baktığımızda da aynı geçirimsiz, güvensiz zemini görüyoruz. Borsa ve ekonomi; her şeyden önce adalet, saygınlık ve şeffaflık arar. Hukukun üstünlüğünün hissedilmediği yerde ekonomik zemin de çöker. Bunu yalnızca soyut piyasa verilerinden değil, bizzat kendi hayatımdan biliyorum: Üç dört yıl önce binbir emekle, halka arzlarla aldığımız hisselerde bugün yüzde 50’yi aşan erimeler yaşıyoruz. Kapalı kapılar ardındaki finansal savrulmaların faturasını, geleceğine yatırım yapmak isteyen namuslu yurttaş ödüyor. Sıradan bir insanın hesabındaki en ufak hareketin izini süren mekanizma, piyasada milyarlarca liralık kaynakların buharlaşmasını görmezden gelirken; toplumun sermayesi de güveni de eriyip gidiyor.

İşte tam da bu ekonomik savrulmaların, ranta kurban edilen şehirlerin ve liyakatsizliğin konuşulması gereken günlerde, ekranlar karartılıyor. Bir sabah ansızın televizyon kanallarına girilip yayın akışına el konulması, toplumun haber alma ve gerçeği öğrenme hakkının gasbıdır. Siyasi saiklerle işletilen kayyum uygulamaları, kamusal hafızayı silmeyi ve meşru itirazı susturmayı hedefler.

Oysa hakikati susturmanın ve olayların üzerini yayın yasaklarıyla kapatmanın bedeli, sandığımızdan çok daha vahim bir toplumsal yarılmayı besliyor.

Bugün asıl canımızı yakan, gözden kaçırılmaya çalışılan derin trajediye bakın: Başakşehir’de henüz 15 yaşındaki bir çocuğun, hiç tanımadığı bir okula girip 8 kişiye saldırması ve bir evladımızın hayatını kaybetmesi... Tıpkı daha önce Kahramanmaraş’ta 14 yaşındaki bir çocuğun okulu basıp öğretmenini, arkadaşlarını katlettiği ve ardından kendi canına kıydığı o korkunç vaka gibi. O büyük faciayı da birkaç gün içinde unuttuk, unutturuldu. O çocuğun geride bıraktığı mesajlara baktığınızda görünen şey çok açıktı: Kabullenilmeme, derin bir yalnızlık, aidiyetsizlik ve içine hapsolduğu karanlıkta beslenen nefret.

Sorunlarımızın üzerini yayın yasaklarıyla örterek, ekranları susturarak, araştırmayı suç sayarak bu çocukları koruyamayız. Gençlerimizi içine çeken o dipsiz yalnızlık ve nefret sarmalını, ancak sağlıklı bilgi akışıyla, güçlü haber kanallarıyla, şeffaf bir toplum düzeniyle ve konuşarak çözebiliriz. Sansür sorunları yok etmez; sadece onları yerin altına iter. Ta ki bir okul koridorunda ya da bir sokak başında infilak edene kadar.

Yağmur suyunu topraktan koparan beton zihniyeti kenti nasıl sele boğuyorsa; adaleti ekonomiden, şeffaflığı yönetimden ve hakikati toplumdan koparan yasakçı zihniyet de hem soframızı hem de geleceğimiz olan çocuklarımızı boğuyor. Şehirlerimizin nefes alması için suya toprak, ekonomimizin ayağa kalkması için hukuka güven, çocuklarımızın hayatta kalması için ise karartılmamış hür bilgi kaynakları şarttır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.