Geçtiğimiz hafta farklı ortamlarda gençlerle “dertleşme” niyetine yan yana geldim; bir kafede kısa bir mola sırasında, bir atölye çıkışında, belediyenin gençlik merkezinde, parkta bankın ucunda… Her durakta aynı sızı, aynı cümle dönüp dolaşıp önüme geldi: “Abi, torpilsiz olmuyor.” Ses tonu değişiyor, cümle aynı kalıyor. Kimisi öfkesini içe gömüyor, kimisi gülerek savuşturuyor; ama hepsinin gözünde, emeğin karşılığını bulamadığında oluşan o tanıdık donukluk var.
Mühendis Merve ile atölye kapısında tanıştım. Dört yıl boyunca şantiyede staj, yazları çizim; not ortalaması yüksek, yabancı dili yerinde. “İş görüşmesinde ilk soru şu oldu,” dedi, “Sizi kim gönderdi?” Sonra ekledi: “Kimse göndermedi. CV’mi gönderdim.” O an sustuk. Çünkü bu soru, bir kişiye değil, bir kuşağa yöneltilmişti sanki.
Bir başka durakta Emre çıktı karşıma. KPSS puanı iyi, “mülakatta elendim” dedi. “Neden?” diye sordum. Omuz silkti: “Bilmiyorum. Odaya girdim, çıktım. Birkaç kısa soru; sonra bekleyin dediler, bekliyorum.” Beklemek, gençlerin hayatında bir statüye dönüşmüş: Sonsuz bekleme salonu. İçeride ne olup bittiğine dair en küçük bir şeffaflık yok. Kapının öte yanında ise söylenti mekanizması; “filancanın akrabası”, “filancanın referansı” gibi not düşen fısıltılar.
Psikoloji mezunu İrem, “Gün içinde çocuk ve ergenlerle çalışmak istiyorum,” diyor; akşamları bir kafede servis yapıyor. “Diplomam var ama mesleğim yok gibi,” diye ekliyor. Bu cümle, bir kâğıt parçasının ağırlığını taşırken ruhun hafiflemediğini anlatıyor. Ekmek parasını kazanmak için mesleği dışında çalışmayı küçümsemiyor; ama içten içe, emek verdiği alanın kapısına yalnızca “kimin tanıdığı” ile girilebildiği duygusu onu kemiriyor.
Yazılım tarafında Yusuf’la konuştuk. Çalıştığı start-up kapanmış, “Dostlar yurtdışına gidiyor; ben de şansımı denerim,” diyor. “Neden?” diye sorduğumda “Maaş mı? Değil. Kurgu daha adil,” cevabını veriyor. “Adil kurgudan” kastı şu: İlanların şeffaflığı, ölçme-değerlendirmenin standardı, mülakatın kayıt altına alınması, geri bildirim. Bizde eksik olan da tam burası: Gençler sonuçtan önce sürecin adil olup olmadığını sorguluyor.
Bir belediye biriminde sözleşmeli çalışmak isteyen Sıla, “İlan üç gün askıda kaldı, nitelikler üç günde kaç kişi tarafından görüldü bilinmez,” diyor. Özel sektörde iş arayan Kerem, “Mülakat teknik değildi, siyasi gündeme kaydı; ben kod yazmaya gelmiştim,” diye anlatıyor. Bu örnekler ne tekil şikâyet, ne de öfke çağrısı. Aksine, “infial” yerine somut olgular: Kayıt dışı mülakat pratikleri, belirsiz ilanlar, şeffaf olmayan referans soruları, ölçülemeyen yeterlikler.
Ekonomik buhranın gölgesinde firma kapılarına kilit vurulurken, bazıları operasyonlarını başka ülkelere taşıyor. Bu tabloya bakan genç, doğal olarak “Bari emeğim ölçülsün” diyor. Ölçülemeyen emek, değere dönüşemiyor; değere dönüşmeyen emek, özgüveni kemiriyor. “Kendimi yetersiz hissetmeye başladım,” diye fısıldayanlar çoğalıyor. Bir kısmı “Yurtdışına gideyim, en azından denklik net,” diye plan yapıyor; bir kısmı da “Aileme mahcubum,” diyerek mesleği dışında, güvencesiz işlerde hayata tutunmaya çalışıyor. Bu yalnızca bir gençlik meselesi değil; toplumsal adalet duygusunun kırılma anı.
Torpil, yalnızca bir kişiyi haksız yere öne taşımak değildir; kalan herkesin emeğini görünmez kılarak, toplumun ortak geleceğini içten çürüten bir “güvensizlik virüsü”dür. Gençlerin anlattıkları, politik bir slogan değil; psikolojik bir gerçeklik: Belirsizlik, değersizlik, kaygı. Ve bu kaygı, kabiliyetlerin körelmesine yol açıyor. Yetenek, en çok güven ortamında filizlenir; güvensizlikte susuz kalır.
Peki ne yapacağız? Gençlerin talebi radikal değil, basit: Adil ve görünür süreçler.
İlan şeffaflığı: Kamu ve özel sektör tüm pozisyonlar için net nitelikler, ölçütler ve takvim yayınlamalı; sonradan “kişiye özel” revizyonlar yapılmamalı.
Ölçme-değerlendirme standardı: Teknik pozisyonlarda yazılı/uygulamalı sınav, sözlü mülakatta soru havuzu ve kayıt. Aday, talep ettiğinde kayıtları ve geri bildirim özetini görebilmeli.
Referansın sınırı: “Sizi kim gönderdi?” sorusu, kapıdan içeri girmemeli. Referans, hakkaniyetli bir ek bilgi olabilir; belirleyici tek unsur olamaz.
Genç dostu yerel istihdam ofisleri: Belediyeler, gençler için şeffaf staj ve ilk iş programları; mentorluk ağları kurmalı. Her ilan, her sonuç, açık bir panoda.
Psikososyal destek ve yönlendirme: İş arama sürecinin yıpratıcı etkisine karşı ücretsiz danışmanlık, atölye ve dayanışma grupları oluşturulmalı. Kaygı boğarken kabiliyet filizlenmez.
Sivil denetim: Üniversiteler, meslek odaları ve STK’lar, işe alım süreçlerine ilişkin yıllık “şeffaflık raporu” yayımlayabilir; iyi örnekleri görünür kılan ödüller de rekabeti kaliteye çevirebilir.
Bugünün gençleri “yenik” değil; yalnızca adil bir yarış pistine ihtiyaç duyuyor. Pist eğimli olursa en hızlı koşan bile düşer. Pist dümdüz, kurallar önceden bilinir ve hakemlerin düdüğü herkes için aynı tonda çalarsa; o zaman Merve’nin emeği projeye, Emre’nin puanı göreve, İrem’in birikimi kliniğe, Yusuf’un kodu ürüne dönüşür. O zaman “gideyim” diyen, “kalayım çünkü değerim ölçülüyor” diyebilir.
Bu yazıyı bir çağrı ile bitirmek istiyorum: Eğer bir kurumda karar vericiyseniz, lütfen işe alım sürecinizin her adımını görünür kılın. Eğer bir gençseniz, lütfen hikâyenizi saklamayın; yazın, anlatın, raporlayın. İyi örnekleri büyütelim, kötü pratikleri isim vermeden, veri ve ilkelerle tartışalım. Çünkü meselemiz kavga çıkarmak değil; güven inşa etmek. Güven inşa edildiğinde, gençlerin gözündeki donukluk yerini ışıltıya bırakır. Ve o ışıltı, bir ülkenin en büyük sermayesidir.
Gençlerle dertleştiğim bu hafta, ben en çok şunu duydum: “Biz çalışmaya, öğrenmeye, üretmeye hazırız.” Söz şimdi bizde: Onlara hak ettikleri adil zemini vermek, sadece gençliğin değil, hepimizin boynunun borcu.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
Torpilin Gölgesinde Büyüyen Yalnızlık
Geçtiğimiz hafta farklı ortamlarda gençlerle “dertleşme” niyetine yan yana geldim; bir kafede kısa bir mola sırasında, bir atölye çıkışında, belediyenin gençlik merkezinde, parkta bankın ucunda… Her durakta aynı sızı, aynı cümle dönüp dolaşıp önüme geldi: “Abi, torpilsiz olmuyor.” Ses tonu değişiyor, cümle aynı kalıyor. Kimisi öfkesini içe gömüyor, kimisi gülerek savuşturuyor; ama hepsinin gözünde, emeğin karşılığını bulamadığında oluşan o tanıdık donukluk var.
Mühendis Merve ile atölye kapısında tanıştım. Dört yıl boyunca şantiyede staj, yazları çizim; not ortalaması yüksek, yabancı dili yerinde. “İş görüşmesinde ilk soru şu oldu,” dedi, “Sizi kim gönderdi?” Sonra ekledi: “Kimse göndermedi. CV’mi gönderdim.” O an sustuk. Çünkü bu soru, bir kişiye değil, bir kuşağa yöneltilmişti sanki.
Bir başka durakta Emre çıktı karşıma. KPSS puanı iyi, “mülakatta elendim” dedi. “Neden?” diye sordum. Omuz silkti: “Bilmiyorum. Odaya girdim, çıktım. Birkaç kısa soru; sonra bekleyin dediler, bekliyorum.” Beklemek, gençlerin hayatında bir statüye dönüşmüş: Sonsuz bekleme salonu. İçeride ne olup bittiğine dair en küçük bir şeffaflık yok. Kapının öte yanında ise söylenti mekanizması; “filancanın akrabası”, “filancanın referansı” gibi not düşen fısıltılar.
Psikoloji mezunu İrem, “Gün içinde çocuk ve ergenlerle çalışmak istiyorum,” diyor; akşamları bir kafede servis yapıyor. “Diplomam var ama mesleğim yok gibi,” diye ekliyor. Bu cümle, bir kâğıt parçasının ağırlığını taşırken ruhun hafiflemediğini anlatıyor. Ekmek parasını kazanmak için mesleği dışında çalışmayı küçümsemiyor; ama içten içe, emek verdiği alanın kapısına yalnızca “kimin tanıdığı” ile girilebildiği duygusu onu kemiriyor.
Yazılım tarafında Yusuf’la konuştuk. Çalıştığı start-up kapanmış, “Dostlar yurtdışına gidiyor; ben de şansımı denerim,” diyor. “Neden?” diye sorduğumda “Maaş mı? Değil. Kurgu daha adil,” cevabını veriyor. “Adil kurgudan” kastı şu: İlanların şeffaflığı, ölçme-değerlendirmenin standardı, mülakatın kayıt altına alınması, geri bildirim. Bizde eksik olan da tam burası: Gençler sonuçtan önce sürecin adil olup olmadığını sorguluyor.
Bir belediye biriminde sözleşmeli çalışmak isteyen Sıla, “İlan üç gün askıda kaldı, nitelikler üç günde kaç kişi tarafından görüldü bilinmez,” diyor. Özel sektörde iş arayan Kerem, “Mülakat teknik değildi, siyasi gündeme kaydı; ben kod yazmaya gelmiştim,” diye anlatıyor. Bu örnekler ne tekil şikâyet, ne de öfke çağrısı. Aksine, “infial” yerine somut olgular: Kayıt dışı mülakat pratikleri, belirsiz ilanlar, şeffaf olmayan referans soruları, ölçülemeyen yeterlikler.
Ekonomik buhranın gölgesinde firma kapılarına kilit vurulurken, bazıları operasyonlarını başka ülkelere taşıyor. Bu tabloya bakan genç, doğal olarak “Bari emeğim ölçülsün” diyor. Ölçülemeyen emek, değere dönüşemiyor; değere dönüşmeyen emek, özgüveni kemiriyor. “Kendimi yetersiz hissetmeye başladım,” diye fısıldayanlar çoğalıyor. Bir kısmı “Yurtdışına gideyim, en azından denklik net,” diye plan yapıyor; bir kısmı da “Aileme mahcubum,” diyerek mesleği dışında, güvencesiz işlerde hayata tutunmaya çalışıyor. Bu yalnızca bir gençlik meselesi değil; toplumsal adalet duygusunun kırılma anı.
Torpil, yalnızca bir kişiyi haksız yere öne taşımak değildir; kalan herkesin emeğini görünmez kılarak, toplumun ortak geleceğini içten çürüten bir “güvensizlik virüsü”dür. Gençlerin anlattıkları, politik bir slogan değil; psikolojik bir gerçeklik: Belirsizlik, değersizlik, kaygı. Ve bu kaygı, kabiliyetlerin körelmesine yol açıyor. Yetenek, en çok güven ortamında filizlenir; güvensizlikte susuz kalır.
Peki ne yapacağız? Gençlerin talebi radikal değil, basit: Adil ve görünür süreçler.
İlan şeffaflığı: Kamu ve özel sektör tüm pozisyonlar için net nitelikler, ölçütler ve takvim yayınlamalı; sonradan “kişiye özel” revizyonlar yapılmamalı.
Ölçme-değerlendirme standardı: Teknik pozisyonlarda yazılı/uygulamalı sınav, sözlü mülakatta soru havuzu ve kayıt. Aday, talep ettiğinde kayıtları ve geri bildirim özetini görebilmeli.
Referansın sınırı: “Sizi kim gönderdi?” sorusu, kapıdan içeri girmemeli. Referans, hakkaniyetli bir ek bilgi olabilir; belirleyici tek unsur olamaz.
Genç dostu yerel istihdam ofisleri: Belediyeler, gençler için şeffaf staj ve ilk iş programları; mentorluk ağları kurmalı. Her ilan, her sonuç, açık bir panoda.
Psikososyal destek ve yönlendirme: İş arama sürecinin yıpratıcı etkisine karşı ücretsiz danışmanlık, atölye ve dayanışma grupları oluşturulmalı. Kaygı boğarken kabiliyet filizlenmez.
Sivil denetim: Üniversiteler, meslek odaları ve STK’lar, işe alım süreçlerine ilişkin yıllık “şeffaflık raporu” yayımlayabilir; iyi örnekleri görünür kılan ödüller de rekabeti kaliteye çevirebilir.
Bugünün gençleri “yenik” değil; yalnızca adil bir yarış pistine ihtiyaç duyuyor. Pist eğimli olursa en hızlı koşan bile düşer. Pist dümdüz, kurallar önceden bilinir ve hakemlerin düdüğü herkes için aynı tonda çalarsa; o zaman Merve’nin emeği projeye, Emre’nin puanı göreve, İrem’in birikimi kliniğe, Yusuf’un kodu ürüne dönüşür. O zaman “gideyim” diyen, “kalayım çünkü değerim ölçülüyor” diyebilir.
Bu yazıyı bir çağrı ile bitirmek istiyorum: Eğer bir kurumda karar vericiyseniz, lütfen işe alım sürecinizin her adımını görünür kılın. Eğer bir gençseniz, lütfen hikâyenizi saklamayın; yazın, anlatın, raporlayın. İyi örnekleri büyütelim, kötü pratikleri isim vermeden, veri ve ilkelerle tartışalım. Çünkü meselemiz kavga çıkarmak değil; güven inşa etmek. Güven inşa edildiğinde, gençlerin gözündeki donukluk yerini ışıltıya bırakır. Ve o ışıltı, bir ülkenin en büyük sermayesidir.
Gençlerle dertleştiğim bu hafta, ben en çok şunu duydum: “Biz çalışmaya, öğrenmeye, üretmeye hazırız.” Söz şimdi bizde: Onlara hak ettikleri adil zemini vermek, sadece gençliğin değil, hepimizin boynunun borcu.