CHP’de artık aynı siyasi yönü paylaşamadıklarını düşünenlerin kurduğu Yeni Parti, henüz kuruluş gününde 91 milletvekiliyle TBMM’nin ikinci büyük grubu ve yeni ana muhalefet partisi oldu. Böylece Türkiye’nin çok partili hayatında, kurulduğu gün ana muhalefet konumuna yükselen ilk siyasi parti olarak tarihe geçti. Meclis’in oturma düzeni, görev dağılımı ve siyasi dengeleri değişti. Ancak vatandaşın asıl merakı, kimin hangi sıraya oturduğundan çok, o sıralardan kendi hayatı için hangi çözümün yükseleceğidir. Çünkü siyaset yeni bir adrese taşınırken geçim sıkıntısı hâlâ eski adresinde oturuyor.
Bugün madenciler, emekliler ve öğretmenler farklı taleplerle seslerini duyurmaya çalışıyor. İlk bakışta üç ayrı kesimden söz ediyoruz. Biri yerin metrelerce altında üretim yapıyor, biri yıllarca çalıştıktan sonra insanca bir emeklilik sürmek istiyor, diğeri ülkenin yarınını sınıfta yetiştiriyor. Fakat üçünün cümlesi aynı yerde birleşiyor. Çalışırken de emekliyken de enflasyon karşısında ezilmeden, insan onuruna yakışır biçimde yaşamak istiyoruz.
Bu talepler, anlatıldığı gibi dünyadan kopuk ve ulaşılmaz bir refah arayışı değil. İnsanlar henüz geniş bahçeli evlerden, uzun tatillerden ya da lüks tüketimden söz etmiyor. Kirasını zamanında ödeyebilmek, çocuğunun eğitim giderini karşılayabilmek, sağlıklı beslenebilmek ve ayın sonunu borç hesabı yapmadan getirebilmek istiyor. Dünya standartlarındaki refaha ulaşmanın zaman alacağını onlar da biliyor. Fakat o yolun başlangıç çizgisinin sürekli geriye çekilmesini kabul etmek istemiyorlar.
Sosyal medyada olumlu gelişmeleri biraz daha dikkatle takip ettiğimizde toplumun yalnızca yakınmadığını da görüyoruz. İnsanlar dayanışma kampanyaları kuruyor, öğrenciler yeni fikirler geliştiriyor, öğretmenler sınıflarına kendi imkânlarıyla değer katıyor, işçiler haklarını hukuki ve demokratik yollarla arıyor. Sorunlarımız büyük olsa da çözüm üretme irademiz hâlâ ayakta. Üstelik geçmişte madencilerle kamu makamları ve işveren arasında yapılan görüşmelerin uzlaşmayla sonuçlandığı örnekler, konuşmanın ve sorumluluk üstlenmenin sonuç verebildiğini gösteriyor.
Memlekette hayatın matematiği de oldukça ilginç çalışıyor. Maaş artınca müjde oluyor, fiyat artınca piyasa şartı deniliyor. Çalışan kemer sıkıyor, emekli tasarruf ediyor, öğretmen fedakârlık yapıyor, madenci sabrediyor. Bunca gayretin ardından ekonominin düzelmesi için vatandaşın biraz daha fedakârlık yapması isteniyor. Demek ki ülkenin en istikrarlı ekonomik programı, geçinemeyenin biraz daha idare etmesi üzerine kurulmuş. Herkes sabır tavsiye ediyor ama nedense sabrın faturası hep aynı kapıya bırakılıyor.
Burada yalnızca karar vericilerin değil, vatandaşın da kendisini sorgulaması gerekiyor. Siyaseti sadece parti isimleri, liderler ve günlük tartışmalar üzerinden takip ettiğimizde hayatımızı belirleyen asıl kararları gözden kaçırıyoruz. Bütçede eğitime ne kadar kaynak ayrıldığını, verginin kimden nasıl toplandığını, ücretlerin gerçek enflasyon karşısında ne durumda olduğunu ve kamu harcamalarının hangi önceliklere yöneldiğini daha fazla konuşmalıyız. Demokrasi yalnızca oy kullanmak değil, verilen oyun hayatımıza nasıl döndüğünü izlemektir.
Karar vericilerin de eylemleri yalnızca bir güvenlik veya asayiş başlığı olarak görmemesi gerekir. Madencinin yürüyüşü, emeklinin açıklaması ve öğretmenin iş bırakma kararı, toplumsal sistemin gönderdiği erken uyarılardır. Bu sesleri bastırmak sorunu ortadan kaldırmaz. Aksine, zamanında duyulmayan her makul talep daha ağır bir toplumsal maliyet olarak geri döner. Sağlıklı yönetim, itirazı tehdit saymaz. Onu doğru karar verebilmek için ücretsiz bir saha raporu gibi okur.
Yeni Parti’nin kuruluşu, CHP’deki ayrışma ve Meclis’te değişen ana muhalefet tablosu elbette siyasi tarih açısından önemlidir. Fakat gerçek başarı, yeni bir tabela asmakla değil, toplumun eski sorunlarına yeni ve uygulanabilir çözümler getirmekle ölçülecektir. İktidarın görevi refahı büyütmek, muhalefetin görevi ise yalnızca eksikleri göstermek değil, nasıl düzeltileceğini inandırıcı biçimde anlatmaktır.
Vatandaş artık mucize istemiyor. Sözüyle hesabı birbirini tutan bir yönetim, emeğinin karşılığını koruyan bir gelir düzeni ve yarına güvenle bakabileceği bir ülke istiyor. Meclis’te sıralar değişebilir, partiler kurulabilir, siyasi unvanlar el değiştirebilir. Fakat madencinin lambası, öğretmenin tebeşiri ve emeklinin pazar filesi siyasetin gerçek yön pusulası olmadıkça hiçbir yeni başlangıç yeterince yeni sayılmayacaktır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kemal UYSAL
Yeni Tabela, Eski Geçim
CHP’de artık aynı siyasi yönü paylaşamadıklarını düşünenlerin kurduğu Yeni Parti, henüz kuruluş gününde 91 milletvekiliyle TBMM’nin ikinci büyük grubu ve yeni ana muhalefet partisi oldu. Böylece Türkiye’nin çok partili hayatında, kurulduğu gün ana muhalefet konumuna yükselen ilk siyasi parti olarak tarihe geçti. Meclis’in oturma düzeni, görev dağılımı ve siyasi dengeleri değişti. Ancak vatandaşın asıl merakı, kimin hangi sıraya oturduğundan çok, o sıralardan kendi hayatı için hangi çözümün yükseleceğidir. Çünkü siyaset yeni bir adrese taşınırken geçim sıkıntısı hâlâ eski adresinde oturuyor.
Bugün madenciler, emekliler ve öğretmenler farklı taleplerle seslerini duyurmaya çalışıyor. İlk bakışta üç ayrı kesimden söz ediyoruz. Biri yerin metrelerce altında üretim yapıyor, biri yıllarca çalıştıktan sonra insanca bir emeklilik sürmek istiyor, diğeri ülkenin yarınını sınıfta yetiştiriyor. Fakat üçünün cümlesi aynı yerde birleşiyor. Çalışırken de emekliyken de enflasyon karşısında ezilmeden, insan onuruna yakışır biçimde yaşamak istiyoruz.
Bu talepler, anlatıldığı gibi dünyadan kopuk ve ulaşılmaz bir refah arayışı değil. İnsanlar henüz geniş bahçeli evlerden, uzun tatillerden ya da lüks tüketimden söz etmiyor. Kirasını zamanında ödeyebilmek, çocuğunun eğitim giderini karşılayabilmek, sağlıklı beslenebilmek ve ayın sonunu borç hesabı yapmadan getirebilmek istiyor. Dünya standartlarındaki refaha ulaşmanın zaman alacağını onlar da biliyor. Fakat o yolun başlangıç çizgisinin sürekli geriye çekilmesini kabul etmek istemiyorlar.
Sosyal medyada olumlu gelişmeleri biraz daha dikkatle takip ettiğimizde toplumun yalnızca yakınmadığını da görüyoruz. İnsanlar dayanışma kampanyaları kuruyor, öğrenciler yeni fikirler geliştiriyor, öğretmenler sınıflarına kendi imkânlarıyla değer katıyor, işçiler haklarını hukuki ve demokratik yollarla arıyor. Sorunlarımız büyük olsa da çözüm üretme irademiz hâlâ ayakta. Üstelik geçmişte madencilerle kamu makamları ve işveren arasında yapılan görüşmelerin uzlaşmayla sonuçlandığı örnekler, konuşmanın ve sorumluluk üstlenmenin sonuç verebildiğini gösteriyor.
Memlekette hayatın matematiği de oldukça ilginç çalışıyor. Maaş artınca müjde oluyor, fiyat artınca piyasa şartı deniliyor. Çalışan kemer sıkıyor, emekli tasarruf ediyor, öğretmen fedakârlık yapıyor, madenci sabrediyor. Bunca gayretin ardından ekonominin düzelmesi için vatandaşın biraz daha fedakârlık yapması isteniyor. Demek ki ülkenin en istikrarlı ekonomik programı, geçinemeyenin biraz daha idare etmesi üzerine kurulmuş. Herkes sabır tavsiye ediyor ama nedense sabrın faturası hep aynı kapıya bırakılıyor.
Burada yalnızca karar vericilerin değil, vatandaşın da kendisini sorgulaması gerekiyor. Siyaseti sadece parti isimleri, liderler ve günlük tartışmalar üzerinden takip ettiğimizde hayatımızı belirleyen asıl kararları gözden kaçırıyoruz. Bütçede eğitime ne kadar kaynak ayrıldığını, verginin kimden nasıl toplandığını, ücretlerin gerçek enflasyon karşısında ne durumda olduğunu ve kamu harcamalarının hangi önceliklere yöneldiğini daha fazla konuşmalıyız. Demokrasi yalnızca oy kullanmak değil, verilen oyun hayatımıza nasıl döndüğünü izlemektir.
Karar vericilerin de eylemleri yalnızca bir güvenlik veya asayiş başlığı olarak görmemesi gerekir. Madencinin yürüyüşü, emeklinin açıklaması ve öğretmenin iş bırakma kararı, toplumsal sistemin gönderdiği erken uyarılardır. Bu sesleri bastırmak sorunu ortadan kaldırmaz. Aksine, zamanında duyulmayan her makul talep daha ağır bir toplumsal maliyet olarak geri döner. Sağlıklı yönetim, itirazı tehdit saymaz. Onu doğru karar verebilmek için ücretsiz bir saha raporu gibi okur.
Yeni Parti’nin kuruluşu, CHP’deki ayrışma ve Meclis’te değişen ana muhalefet tablosu elbette siyasi tarih açısından önemlidir. Fakat gerçek başarı, yeni bir tabela asmakla değil, toplumun eski sorunlarına yeni ve uygulanabilir çözümler getirmekle ölçülecektir. İktidarın görevi refahı büyütmek, muhalefetin görevi ise yalnızca eksikleri göstermek değil, nasıl düzeltileceğini inandırıcı biçimde anlatmaktır.
Vatandaş artık mucize istemiyor. Sözüyle hesabı birbirini tutan bir yönetim, emeğinin karşılığını koruyan bir gelir düzeni ve yarına güvenle bakabileceği bir ülke istiyor. Meclis’te sıralar değişebilir, partiler kurulabilir, siyasi unvanlar el değiştirebilir. Fakat madencinin lambası, öğretmenin tebeşiri ve emeklinin pazar filesi siyasetin gerçek yön pusulası olmadıkça hiçbir yeni başlangıç yeterince yeni sayılmayacaktır.