Hava Durumu

Yeraltındaki Değer, Yerüstündeki Akıl

Yazının Giriş Tarihi: 28.01.2026 12:36
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.01.2026 12:37

Bugün 1 gram altın üzerinden yapılan tartışmalar, aslında daha büyük bir meseleyi görünür kılıyor. Küçük ölçekte ne kadar hassas olduğumuzu, büyük ölçekte ne kadar suskun kaldığımızı. Çünkü altın yalnızca bir yatırım aracı değil; bir ülkenin kaynaklarını nasıl yönettiğinin en net göstergelerinden biridir. Tartışmamız gereken, fiyatından çok bu değerin kim tarafından, nasıl ve ne pahasına çıkarıldığıdır.

Yabancı sermayeli madencilik faaliyetleri, özellikle altın üretimi söz konusu olduğunda, dünyada da tartışmalı örnekler barındırır. Kanada merkezli bazı madencilik şirketlerinin Latin Amerika’da, Afrika’da ve Asya’da yürüttüğü faaliyetler bunun açık örnekleridir. Bu bölgelerde raporlanan ağır metal kirliliği, yeraltı sularına karışan siyanür kalıntıları, tarım alanlarının verimsizleşmesi ve yerel halkın sağlık sorunları; yatırım tamamlandıktan sonra uzun yıllar süren sonuçlar doğurmuştur. Dikkat çekici olan şudur: Şirketler faaliyet süresi boyunca kazanç sağlar, ancak çevresel yük çoğu zaman ev sahibi ülkenin omuzlarında kalır.

Benzer bir tabloyu kendi coğrafyamızda da görmek mümkündür. Maden sahalarında oluşan atık havuzları, kazı sonrası bozulan arazi yapısı ve yeterince rehabilite edilmeden terk edilen alanlar, yalnızca doğayı değil, sosyal hayatı da etkiler. Tarım yapan köylü üretimden kopar, gençler yaşadıkları yeri terk eder, bölge ekonomik olarak daralır. Bu noktada mesele sadece çevre değildir; mesele yaşamın bütünüdür.

İşte tam bu noktada yerli ve milli olmanın farkı ortaya çıkar. Yerli bir şirket için doğa soyut bir kavram değildir. O toprağın üzerinde yaşam devam eder. Denetim yalnızca kâğıt üzerinde kalmaz. Kamuoyu baskısı, yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum devreye girer. Yerli yapı, sürdürülebilirliği bir “zorunlu maliyet” olarak değil, varlığını sürdürebilmenin temel şartı olarak görür. Çünkü yarın da burada olacaktır. Bu sorumluluk duygusu, yabancı bir şirketin bilançosunda yer almaz.

Yerli ve milli bir madencilik politikası, sadece maden çıkarmak anlamına gelmez. Aynı zamanda yerli mühendislik kapasitesinin gelişmesi, çevre teknolojilerinin üretilmesi, yan sanayinin büyümesi ve bilgi birikiminin ülkede kalması demektir. Bu yaklaşım, kısa vadeli kazançtan çok uzun vadeli güç üretir. Bir ülke böyle büyür.

2019 yılında çıkarılan yaklaşık 40 ton altının yalnızca kırkta birinin kamuya kalması, teknik bir ayrıntı değildir. Bu oran, tercih edilen modelin doğal sonucudur. Aynı yaklaşımın yıllar boyunca sürdüğünü düşündüğümüzde, ülke ekonomisinin kaybettiği potansiyel kaynağın büyüklüğü daha net anlaşılır. Bu kaynaklar eğitimde, şehirlerin dayanıklılığında, gençlerin üretime katılımında ve teknolojik yatırımlarda kullanılabilirdi. Bu ihtimaller bir hayal değil, yönetim tercihlerinin alternatifleridir.

Bu noktada yöneticilerin ve karar vericilerin sorumluluğunu hatırlamak gerekir. Kamu adına karar alan herkes, yalnızca bugünün rakamlarından değil, yarının etkilerinden de sorumludur. Ruhsat verirken, denetlerken, pay oranlarını belirlerken; toprağın, suyun ve toplumun geleceğini birlikte düşünmek zorundadır. Bu sorumluluk, hukuki olduğu kadar vicdanidir de.

Burada Mustafa Kemal Atatürk’ün ekonomi anlayışını anmak yerindedir. “Siyasal ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa kalıcı olamaz” sözü, bu meseleye bakışın pusulasıdır. Çünkü ekonomik bağımsızlık, yalnızca gelir üretmek değil; kaynaklar üzerinde söz sahibi olmaktır.

Altın bugün konuşulan yeraltı kaynaklarından yalnızca biridir. Bunun yanında pek çok maden, enerji ve stratejik unsur hâlâ toprağın altındadır. Bu kaynakların tamamı, bu ülkede yaşayan herkesin ortak payıdır. Bugün 1 gram altın için yapılan tartışmalar, aslında daha büyük bir kaybın işaret fişeğidir. Küçük hesaplara sıkıştıkça, büyük değerleri sessizce elden çıkarma riski büyür.

Benim düşüncem nettir. Yeraltındaki değerler, dışarıya devredilecek geçici kazançlar olarak değil; ülke içinde büyütülecek kalıcı güç alanları olarak ele alınmalıdır. Yerli ve milli bir anlayışla, güçlü denetimle ve sürdürülebilir bir vizyonla yönetilmediği sürece; kaybedilen yalnızca altın olmaz. Güven, gelecek ve ortak yaşam duygusu da aşınır. Bu da hepimizin hayatına dokunur.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.